|

İşçi Enternasyonali için Üç Saat – 45 ülkeden konuşmalar

Mónica Aguilera, işçi mücadelecisi – Avustralya

Uluslararası İşçi Komitesinin organize ettiği 1 Mayıs Uluslararası mitingine Avustralya’dan selamlar.

Benim adım Monica Aguilera, Şili İşçiler ve Öğrenciler İttifakı (ATE) üyesiyim ve Şili’nin en büyük çelik üreticisindeki İşçi Sendikasının başkanı olarak eski görevimdeki faaliyetlerim sonucunda şu anda Avustralya’da iltica hakkı talep ediyorum.

Burada işçilerin yaşam standartları Latin Amerika ile ve dünyanın diğer yerleri ile kıyaslandığında daha iyi; asgari ücret ayda 1500 Avustralya doları, buna karşın yaşamak için ihtiyaç duyulan para Şili’deki veya Fransa’dakine benzer.

İşçilerin ödediği vergiler ve hizmet vergileri refah devletinin korunmasını sağlamış. Latin Amerika’daki ülkeler gibi Avustralya hükümeti de büyük şirketlere, bankalara ve çokuluslu şirketlere büyük destekler ve kurtarma paketleri sunuyor. Bu istihdam kapasitesine ve ücret düzeylerine bakmadan sistemi kurtarmaktır. Diğer bir deyişle refah devleti işçilerin çabaları sayesinde ayakta ve ekonomide öngörülen resesyon ile büyümenin yüzde 6’dan yüzde 1’e düşeceği düşünülüyor ve bu da yüksek işsizliğe sebep olacak. Bu arada kapitalistler işçi çıkarmama taahhüdü verdikleri sürece hükümet tarafından kurtarılıyor – ama aslında patronlar ne yapacaklarına kendileri karar veriyorlar ve herhangi bir cezai yaptırım da yok.

Avustralya Sendikalar Konseyi (ACTU) bu aktarılan fonları bir sorun olarak gündeme taşımıyor. Ancak belli değişimleri talep eden sendikalar da var – özellikle öğretmenler ve hemşireler sendikaları. Örneğin ücretlerin ACTU tarafından önerildiği gibi %85 seviyesinden değil %100 seviyeden ödenmesi gibi. 9 milyona yakın işgücünden sadece yüzde 13-14 kadarı sendikalı ve bunlar da Avustralya İşçi Partisi bürokrasisi tarafından kontrol edilen ve eylemlerini Devletin politikasına göre uyarlayan sendikalar.

1 Mayıs’ta ACTU gösteri düzenlemiyor. 1 Mayıs burada kimi yerlerde kutlama yapan bazı sendikaların haricinde (İşçi Partisinin daha solunda olanlar) anılmıyor. Bu uluslararası toplantının ihtiyaç duyduğumuz enternasyonal örgütlenme için daha fazla derinleşmenin başlangıcı olmasını sağlayalım. Bizi özgürleştirecek olan sadece mücadele ve örgütlenmedir!

Andreas GANGL, Almanya, Amazon firmasında Ver.di sendikası delegesi –

Merhaba,

Benim adım Andreas GANGL, Almanya Bad Hersfeld’de, Amazon’da dispeçer olarak çalışıyorum. Ver.di sendikası delegesiyim. Aynı zamanda grev komitesi üyesiyim ve şirketin İşyeri Konseyinde yedek üyeyim.

7 yıldır bir toplu sözleşme yapabilmek için mücadele ediyoruz ama bugüne değin Amazon bizimle müzakere etmeyi reddetti. Uluslararası düzeyde taleplerimiz için bu mücadeleyi yürütebilmek için küresel bir Amazon çalışanları organizasyonuna ihtiyacımız var; bu şekilde küresel ölçekte her ülkede eylemlerimizi koordine edebiliriz.

Amazon’un siparişleri mücadelenin örgütlenmediği ülkelere kaydırarak bir ülkenin işçilerini diğer bir ülkedeki işçilere karşı kullanmasını engellemeliyiz.

İşte bu sebeple hızlıca uluslararası düzeyde temas kurmaya ve bir araya gelmeye başladık. İlk toplantılarımızı Polonya’daki arkadaşlarımız ile 2015 yılında yaptık. Daha sonra da Fransa işçileri ile bir araya geldik. Böylece her altı ayda bir bir dizi ülkeden katılımla uluslararası toplantılar organize etmeye başladık. Bunlardan sonuncusu Madrid’de yapıldı.

Aynı sorunların her yerde olduğunu gördük ve şu sloganı ürettik: “Aynı Mücadele, Aynı Kavga – Dünyanın İşçileri Birleşin”.

Amazon gibi bir uluslararası dev şirkete karşı mücadelede bu dayanışma çok önemli.

Çünkü Amazon bu mücadeleleri organize edenlere baskı uyguladı. Almanya’da bizler yasa ile görece olarak hala korunuyor durumdayız, ABD’de üç arkadaşımız işten çıkartıldı: New York‘tan Christian Smalls ve Seattle’dan Maren Costa ve Emily Cunningham. Onlara buradan tüm dayanışma selamlarımı iletmek isterim. Birlikte bu işten atmaların geri alınması için mücadele edelim!

Ama aynı dayanışmayı diğer şirketlerdeki ve diğer ülkelerdeki işçilerle de göstermemiz gerekir.

1 Mayıs dayanışmayı ve 8 saatlik işgünü için mücadeleyi sembolize ediyor; bu bugün hükümetlerin ve tröstlerin bizden geri almak istediği bir hak. Bunu kabul edemeyiz, kabul etmeyeceğiz! Ve hepimiz bir araya gelerek kendimizi savunmalıyız.

Ne yazık ki koronavirüsten dolayı fiziken bir araya gelemiyoruz. Ama yine de böyle bir görüş alışverişinin yapılabilmesinden dolayı gerçekten memnunum. Ve İngiltere’deki çalışma arkadaşlarımıza da buraya katılmalarını önerdim.

Bu arada sizlere cesaret diliyorum. Küresel ölçekte dayanışma içinde kalalım ve haklarımız için mücadele edelim.

Angela MATEU, Katalan işçi mücadelecisi – İspanya Devleti

Katalanya’dan ve İspanyol Devletinden sesleniyorum; birçok ülkede olduğu gibi bu son derece ciddi koronavirüs salgınının acısını çektiğimiz yerden.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi burada da pandemi son derece gaddar. Koronavirüs binlerce kişiyi öldürdü, bunların çoğu bakımhanelerdeki yaşlılar oldu.  Tüm İspanya devletinde 2008’den bu yana sürdürülen sağlık bütçesi kesintilerinin sorumlusunun koronavirüs olmadığını biliyoruz. İşsizliğin, güvencesiz çalışmanın ve işçi sınıfının yoksullaşmasının kökenindeki sebebin koronavirüs olmadığını da hepimiz biliyoruz.

Şu anda bizler (ERES ve EROS) kitlesel işten çıkarmalara, binlerce işçinin iş bekliyor konumda olmasına ve hiçbir ekonomik geliri kalmamış ailelere tanıklık ediyoruz. 

Bir başka konu da gündeme geliyor. Çeşitli seslerden gezegenimizin, dünyanın ve havanın sağlığını geri kazanmak için, nefes alabilmek için bu ekonomik duruşa ihtiyacı olduğu haykırılıyor. Ve tüm insanların durması ve dünya gezegeni üzerinde nasıl yaşamamız gerektiği üzerine düşünmesi gerektiği. Bu doğru. Ama kirlilik kapitalist sistemin sonucudur ve bu da net bir şekilde ortaya konmalıdır.

İspanya devletinde Podemos ile birlikte olan İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümeti Franco öldükten sonra izledikleri politikaların aynısını izlemek istiyor. Ama Franco 1975’te ölmüş olsa da, İspanya Devletinde Frankoculuk yaşıyor. Frankoculuk yapılan Moncloa anlaşmalarıyla desteklendi. Öldürülmüş, hendeklere gömülmüş insanlardan hiç bahsedilmedi – ve askeriye, diktatörlüğün işkencecileri hiçbir zaman adalet önüne çıkartılmadı.

O günden bu yana geçen 47 yılda sağ kanat, sol kanat hükümetler ve sendikalar arasında yapılan anlaşmalar ile işçi sınıfı karşıtı politikaların yaşama geçirilmesini yaşadık. Hükümet destekleri ile zenginleşenleri gördük. Gerçek buyken nasıl bu partilerin işçi sınıfı adına mücadele vermesi beklenebilir? Şimdi de yine karşımıza aynı engelleri çıkartıyorlar.

Pedro Sanchez hükümeti de yeni paktlar kurdu, kapitalizmi yeniden inşa edecek paktlar. Kendilerinin sebep olduğu krizin faturasını işçi sınıfına kesecek paktlar.

Şimdi HAYIR deme zamanı. Bizler işçiler ve halk kitleleri kendi paktlarımızı kurmalıyız. Kuracağımız bu paktlar şimdiye kadar hiçbir şeyin karşılığını ödememiş olanlara, Ibex35’leri, büyük işletmeleri artık bir şeylerin karşılığını ödemeye zorlamalıdır. Krizin faturasını ödemesi gereken kapitalizmdir.

Yine Ortadoğu’daki ve diğer ülkelerdeki savaşların da hesabının vermelidir. Örneğin Suriye’deki savaş milyonlarca mültecinin Avrupa’ya gelmeye çalışarak yollara dökülmesine neden oldu. Yine binlerce Afrikalı da hayatta kalmaya ve daha iyi bir yaşam aramaya çalışırken aynı yollara çıktı.

İşçi sınıfının hiçbir ulusal bayrağı yoktur: Fabrikalarda ve ofislerde çalışanlar veya Pekin’in, Paris’in, Barselona’nın veya Berlin’in sokaklarını süpürenlerin çektiği ızdırap aynıdır. İşçi sınıfının, emekçi kitlelerin tek bir bayrağı vardır, Lenin’in kırmızı bayrağı, bu dünyanın her yerinde çok uzun zamandır mücadele ederek ölen işçilerin ve sınıf mücadelecilerinin kanının kırmızısını alan bayraktır.

Kapitalizm reforme edilemez, dönüştürülemez, daha insani kılınamaz.

Eğer biz kazanmak için mücadele ediyorsak, eğer bu mücadeleler engelleri aşmak içinse, bunlar örgütlü olmak zorundadır. Mücadeleler işyerlerinde, toplulukların, şehirlerin göbeğinde –ve enternasyonal seviyede örgütlenmek zorundadır.

Bu sıra dışı 1 Mayıs’ta, hadi hep beraber yakalanmış olduğumuz en ciddi salgın hastalığın kapitalizm olduğunu yüksek sesle ve net olarak haykıralım. Örgütlenelim ve bir İŞÇİ ENTERNASYONALİNDE bir araya gelelim!

Özgürlüğümüzü kazanmamız için tek yol kapitalizmden kopmaktır ve hep birlikte sömürüden özgürleşmiş bir toplum inşa etmektir. Yaşasın 1 Mayıs; yaşasın İŞÇİLERİN ENTERNASYONALİ!

Berthony Dupont, Haiti Liberté gazetesi editörü- Haiti

Uluslararası İşçi Komitesinden yoldaş

Bugün 1 Mayıs’ta Haitili işçiler sadece işçilerin uluslararası mücadele gününü anmak için değil, aynı zamanda Haiti’de ABD emperyalizminin dayattığı Jovenel Moise’nin yoz, halk desteğinden yoksun burjuva iktidarına karşı da gösteri yapmak üzere sokaklardalar. 

İşte bu iktidar ülkenin ekonomik elitleri ile anlaşarak 20 Nisan Pazartesi günü evde kalma önlemlerinin sürmesine rağmen, işçilerin işlerine geri dönmelerini planladı. Bir maske bile verilmeden çalışmaya zorlanan binlerce işçi, güvencesizlik ve fakirlikten dolayı çağrıya uydular. Çalışarak ölmek ve hiç değilse birkaç peni kazanmak evde aç kalarak ölmekten iyidir dediler.

Ülkenin ekonomisini kurtarın! Uluslararası yönetici sınıfın şu anda söylediği bu. Bu, iflas etmiş ve patlamalarla karşılaşma tehdidi altındaki kapitalist sistemin savunucularının gerici sloganıdır.

Bu çağrıları alelacele yapıyorlar çünkü uluslar arası ekonomik elitin liderleri korkuyorlar. Çalışan kitlelerin pandemi sonrasındaki tepkisinden korkuyorlar. İşçilerin, Kovit-19’un neden olduğu toplumsal-ekonomik bozgun sayesinde, onların yalanlarını, onların sahtekar operasyonlarını keşfetmiş olacak olmalarından korkuyorlar… Kovit-19 onları kitlelerin talepleri ile karşı karşıya bıraktı. Kitlelerin hayat pahalılığına, fakirliğe ve kamu hizmetlerinin ortadan kaldırılmış olmasına yönelik öfkesinden korkuyorlar.

Bu sağlık krizi bizi her yöne götürebilir; işte iktidar sahiplerinin, bankacıların, şirketlerin ve diğer hüküm süren milyarderlerin korktukları da budur. Çünkü işçilere, işsizlere, ilerici öğrencilere, fakirleşmiş çiftçilere, yiyecek ve çocuklarına verecek bir şey bile bulamadan evlerinde kalan ailelere alan açılmaktadır. Onlar bu konjonktürü kullanarak güçlü bir kalkışmayı harekete geçirebilirler ve bu da her yerde iktidarları köşeye sıkıştırabilir.

Salgının sebep olduğu yıkımları yönetememelerine yönelik tepkilerden kaçınmak için kapitalistler liderlik etmeye çalışmışlardır. Tekrar kontrolü ele almaya çalışmaktadırlar, bu şekilde işçi sınıfının değil, kendi ideolojilerinin uluslararası ölçekte fikirlere egemen olmaya devam etmesini ummaktadırlar.

Kapitalist sistem dezavantajlı olanların ve işçilerin ihtiyaçlarına karşılık verecek duygusal bir sistem değildir. Onların temel amacı işgücünü sömürerek onu daha da yoksullaştırmaktır; bu ise otomatik olarak onların kar marjını artırarak bankalarını daha da zengin ve fakiri de daha da fakir yapacaktır.

İşçiler onların işgücü olmadan üretimin olmayacağını bilmelidir. Kapitalist düzenin çarkı onlarsız dönemez. İşçilerin temsil ettiği bu çoğunluğun gücü kendi özlemlerine göre dünyayı değiştirebilir ve dönüştürebilirdir.

Haitili işçiler tarihten ders çıkarmalı ve kendilerini ideolojik olarak silahlandırarak kendi örgütlerini, yani bir işçi partisini inşa etmelidirler.

Ancak böyle bir araç vasıtası ile patronlara karşı direnmenin ötesinde toplumcu/sosyalist özlemlere ve geleceğe dayalı bir başka toplumun inşası doğrultusunda kendi çıkarlarını savunabilirler. Kapitalist toplumu, bankaların ve patronların şirketlerinin değil, işçilerin, gençlerin, köylülerin, genel olarak ülkenin ve insanlığın hizmetinde olacak bir başka topluma dönüştürmenin gerekli olduğunu kavramalıdırlar.

Bu önemli toplantıyı organize ettiğiniz için siz Yoldaşlarıma Haitili işçiler adına teşekkür ediyorum.

Profesör Boanerges Zulmires Elias Neto,

APP Öğretmenler Sendikası Curitiba Norte Şubesi Başkanı,

CUT Yöneticisi-Paraná/Brezilya

Brezilyalı işçilerin bu 1 Mayıs’ta kutlayabilecekleri çok az şey var.

2016’da gerçekleştirilen ve demokratik olarak seçilmiş olan Dilma Rousseff’u iktidardan indiren darbeden bu yana, iktidarı gasp etmiş ve minimal Devlet ilkesine dayalı neoliberal programı devreye koymuş bulunan ülkenin aşırı sağ kanadı eliyle işçi sınıfının haklarına karşı bitmeyen saldırılar gerçekleştiriliyor.

Bu Brezilyalı işçilerin on yıllar boyu süren mücadeleleri ile elde etmiş oldukları sosyal kazanımların ellerinden alınmasına yol açtı ve açmaya da devam ediyor.

2018’de –ana akım medyanın ve toplumun en tutucu kesimlerinin desteğine sahip olan- Bolsonaro’nun “seçilmesi” ile birlikte işçilere yönelik saldırılar daha da yoğunlaştı, özelleştirmeler, şirketlerin üretimlerinin bazı aşamalarını ülke dışına taşımaları, ulusal eğitim sistemine yapılan yatırımlarda gidilen kesintiler ve iş yasası ve sağlık alanlarındaki karşı reformlar.

Brezilya’da bugün işçilerin işleri ve gelecekleri belirsizdir!

Diğer uçta Ulusal Meclis tarım işletmelerine yönelik vergi indirimleri ve büyük bankalara yönelik finansal destek kararları aldı. Solda yer alan partiler de bu önlemlere destek vererek lehte oy kullandılar. Oysa bu partiler bu salgın döneminde işçi sınıfının yardımına koşmalıydılar; daha güçsüz duruma düşen ve saldırı altında olan işçi sınıfıdır.

Brezilya’da, bu içinden geçtiğimiz tarihi dönemde, toplumumuz derinlemesine düşünmelidir.  Bu 1 Mayıs işçi sınıfını direnişte birleştirsin; yaşamını ve haklarını savunmakta birleştirsin.

İşçi haklarına yönelik bitmeyen saldırılar, kamusal sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere kamu hizmetlerinin geriye götürülmesi, sağlık bütçesinde yapılan milyonlarca Real kesinti ve her şeyden önce de kamu eğitim sistemine yapılan kesintisiz saldırılar; tüm bunlar yaşanırken Jair Bolsonaro hükümetinin devam edemeyeceği aşikardır. Dolayısıyla bu ülkenin işçilerini Bolsonaro, istifa! diye haykırmaya davet ediyoruz.

– ancak bu şekilde bu ulusu yeniden inşa edebiliriz ve elimizden alınmış olan haklarımızı geri kazanabiliriz.

Camille SELLIER, Belçika, devlet hastanesinde hemşire

Merhabalar Yoldaşlar,

Benim adım Camille, Belçika’nın Fransızca konuşulan bölgesinde bir kamu hastanesinde hemşireyim.

Mesleğe başladığımdan beri kamu hastanelerinde bütçe kesintileri uygulandığına şahit oldum, bu kesintiler bu hastanelerin işleyişini kötüleştirdi ve halka verilen bakımı gayri insanileştirdi. Neo-liberal hükümetlerin dayattıkları bütçe kesintileri hastane yöneticilerinin ve diğer idarecilerin hastane çalışanlarına tek bir şey dayatmasına yol açtı: “Her zaman daha azını alarak her zaman daha fazla hizmet vermek.”

“Modernlik ve bütçe sorumluluğu” söyleminin arkasında kamu hastanelerini elindeki tüm kaynaklardan mahrum bırakmak ve bu şekilde onları zayıflatarak doymak bilmez “piyasa”ya teslim etmek yatıyor. Kronik hale gelen personel ve ekipman eksiklikleri, çalışma saatlerinin muazzam uzatılması, herkese yapmamız gereken şekilde tedavi uygulayamamak… tüm bunlar bu politikaların dramatik sonuçları. Kamu sağlığı misyonlarına kendilerini adamış hastabakıcılar ve doktorlar ya mesleklerini bırakmakta, psikolojik olarak yıpranmakta veya en kötü örneklerinde de intihar etmektedir. Bu şekilde devam edemeyiz…

Sağlık emekçileri Belçika’da sendikaları ve eylem komiteleri aracılığı ile taleplerini gündeme getiriyorlar veya Fransa’da aylarca süren grev eylemleri ile, kamu hastane hizmetlerini savunan kampanyalar ile, genel kurullar düzenleyerek örgütleniyorlar

Kamusal eğitim alanı da ardı ardına saldırıların hedefi oldu. Belçika’daki Birlik Komitesinden mücadeleci arkadaşlarla görüşmelerimde açığa çıkan bu oldu. Eğitim emekçileri sürekli adına da George Orwell’in romanına yakışır şekilde “Mükemmellik Paktı” denilen bir eğitim karşı reformuna karşı mücadele ediyorlar. Buradaki “mükemmellik” bütçe kesintisi anlamına geliyor, öğretmenlerin statülerini kaybetmeleri anlamına geliyor ve okullarda keyfiyetin hüküm sürmesi anlamına geliyor.

Tüm bu alanlarda kapitalist sistemin neden olduğu geriye gidişler koronavirüs salgını esnasında tam bir felakete dönüştü. Hastanelerde, yatakların ve tedavi için gerekli ilaçların eksikliği söz konusudur. Koruyucu malzemeler olmadığı için hasta bakıcılar enfekte olmakta ve ölmektedir. Doktorlar şu felaket kararı almak zorunda bırakılmaktadır: “Kime tedavi uygulayacağız?” Öğretmenler için ise korkutucu e-eğitim yönteminin uygulanması söz konusudur. Çocuklarımız yaşıtlarından, öğretmenlerinden ve bizim için çok değerli olan öğrenmenin kolektif deneyiminden uzak, kendi eğitimlerinden sorumlu bırakılmış durumdalar.

İşte bu sebeplerle Birlik Komitesinin başlattığı şirketlerden, endüstriyel üretim aygıtından talepte bulunan ve Belçika federal hükümeti tarafından bankalar için verilen 50 milyarlık desteğe karşı çıkan çağrıya ben de destek verdim

Bu para hastaneleri yeniden finanse etmek için kullanılmalıdır; maske ve yapay solunum cihazları üretmek için kullanılmalıdır, nüfusu taramak için kullanılmalıdır ama aynı zamanda işten atmaların ve iş kesintilerinin yasaklanması, ücretlerin %100 olarak korunması ve toplumun en korunmasız kesimlerinin korunması için kullanılmalıdır.

İşçiler uyanık olmalıdır. Dayanışma, insan onuru söyleminin arkasına saklanarak ve hatta neoliberalizmi kötüleyerek, sol ve sağ siyasi partiler bankaları ve kapitalist devletleri kurtarmak üzere bir ittifak kurmaktalar. Gerçek şu ki kapitalistler hala iktidardalar ve orada kalmak için her şeyi yapacaklar. Bunun için sonunda da patlama seviyesine gelmiş olan kamu borcunu son sentine kadar İşçilere ödetmeyi isteyeceklerdir.

İşte bu nedenle çağrı yapıyorum: Tüm işçilere, çalışıyor olsunlar, işsiz olsunlar, emekli olsunlar; artık herkesi zenginliğin üreticisi olarak tanıma ve herkese bununla bağlantılı hakları tanıma vakti gelmiştir: Ücret hakkı, Sağlık hakkı, Eğitim hakkı. Ancak bu şekilde haysiyetimizi koruyabiliriz ve bunu elde etmek için de yeni bir siyasal programa gitmeliyiz: Bu basitçe sosyalizmdir.

Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın İşçilerin Uluslararası Mücadele Günü!

Cemal Bİlgin, İşçinin Kendi Partisi Genel Başkanı, Türkiye

Dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar!

Ben Türkiye’den İşçinin Kendi Partisinin başkanı Cemal Bilgin. Bizler taşeron çalışmaya karşı yıllarca süren bir mücadele yürüttük. Ben bu mücadele yüzünden işine son verilmiş olan bir hastane çalışanıyım. Bizler mücadelemizi artık sadece ekonomik alanla sınırlı tutamayacağımızın bilincine vardığımızdan beri ülkemizde büyük bir işçi partisi inşa etme faaliyeti sürdürüyoruz. Farklı işkollarında mücadele yürüten işçiler olarak İşçinin Kendi Partisini bu yüzden kurduk. Kendilerini sağ ya da sol partilere yakın hisseden bütün işçilere sesleniyoruz. Tüm mücadeleci işçileri ve tabii bütün işçi akımlarını ve işçi sendikalarını kapitalizme gerçekten karşı olan ve mevcut hükümetlerle onların partilerinden bağımsız böyle bir partide saf tutmaya çağırıyoruz.

İşçi sınıfları büyük patronların çıkarlarını gözeten hükümetlerle işbirliği yaparak “milli birlik” hükümetleri kuramazlar. Yaşadığımız salgın karşısında da zenginlerle yoksullar aynı gemide değiller. Kendimizi aynı gemide sanırsak celladımızın eline idam ipimizi vermiş oluruz. Bizi kurtaracak olan kendi sınıfımızın bütün ezilenlerle birlikte kuracağı ittifaktır. Yaşasın işçi sınıfının dünyanın bütün ezilenleriyle kuracağı ittifak! Büyük insan medeniyetini kurtaracak olan sadece budur!

Türkiye’nın geleneksel sağ ve sol partileri yıllardır işçi sınıfına karşı aynı neoliberal politikaların savunuculuğunu yaptılar ve hala da yapmaya devam ediyorlar. Hiçbiri aslında bir kitlesel yıkım olan özelleştirme politikalarına karşı çıkmadı, çıkmıyor. İç ve dış borç ödemelerini durdurmaktan yana değiller. Bu tür hükümetlerin politikalarına son vermek için mücadele ediyoruz biz.

Koronavirüs pandemisinin bize gösterdiği gerçek, kapitalist düzenin iflas etmiş olduğudur. Hatta bu onun en çürümüş biçimi olan emperyalizmin iflasıdır.

Ama bu iflas eden emperyalizmin yerine biz insanlığı kurtaracak bir başka yönetimi geçirmeliyiz. Bu başka yönetimin yolu da ancak dünyanın bütün ülkelerinde işçi sınıfı iktidarlarını kurmaktan geçiyor. Yani büyük üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son verecek işçi sınıfı iktidarları. Bu olmadığı takdirde kapitalizmin yıkımından ancak emek sömürüsü, daha doğrusu vahşet çıkar.

Bu yıkımı, bu vahşeti engellemenin tek yolu her ülkede kitlesel, büyük, bağımsız işçi partileri oluşturmak ve bu partilerin biraraya gelmesiyle de işçilerin dünya partisini inşa etmektir.

Nasıl koronavirüsle mücadele dünya çapında bir mücadeleyse, kapitalizme karşı işçi sınıfının iktidar mücadelesi de evrenseldir ve bir dünya partisi gerektirir. Kapitalistlerin dünya partisi G-7’ler G-8’lerdir. Bizim de dünya partimiz olmak zorunda. Sermaye sahipleri kendi çıkarları için her koşulda birleşebiliyorlar; bizler de her koşulda birleşelim.

1 Mayıs vesilesiyle yaptığımız bu toplantı üç sene önce Hindistan’da Mumbai’de yaptığımız toplantının devamıdır. Ve bu toplantı daha hızlı adımlar atmamıza imkân sağlamalıdır; çünkü vahşet felaketi kapımıza dayanmış durumda.

Hepinizi işçi sınıfının sömürüye, savaşlara ve kuralsız çalışmaya karşı mücadelesinde bir arada olmaya çağırıyorum.

Yaşasın 1 Mayıs! Bu düzeni ve sistemi değiştireceğiz!

İşçi sınıfının iktidarını kuracağız! Yaşasın işçi sınıfının dünya partisi için mücadele!

CHOI Yuk Yuk, İşçileri Güçlendirme Girişimi Koordinatörü – Çin

Sevgili kardeşlerim,

Çin’de sadece 2019’da memleketlerinden ayrılıp şehirlere çalışmaya giden göçmen işçi sayısı 288 milyondan fazla. Bunların çoğu hayatı boyunca düzgün bir işe sahip olmamış.

Yüksek ekonomik büyümeye rağmen hala şehirlerdeki sanayi bölgelerinde iş kanunları ihlal ediliyor. Örneğin güneyde Guangdong bölgesi, 2019 yılında 10,4 trilyon Yuan ile, 30 yıldır ülkede en büyük bölgesel gayrisafi hasılaya sahip bölge.

Ama bu bölgede hala yoksulluk ücretleri Çinli işçileri daha kötü çalışma şartlarını kabul etmeye zorluyor. Çinli işçileri son yıllarda en fazla kaygılandıran şeylerden biri, yasal zorunluluk olduğu halde emeklilik primlerinin ödenmemesi. Gitgide daha fazla işçi emeklilik yaşına yaklaştıkça şunu fark ediyorlar ki çalışmadan yaşayabilecekleri bir emeklilik maaşları yok ve 50, 60 hatta 70 yaşından sonra da çalışmaya devam etmeleri gerekiyor. Birçok işçi yıllarca şehirlerinin gelişmesine katkı sunduktan sonra emeklilik hakkı elde edemiyor.

Birçok işçi ve işçi hakları mücadelecisi emeğin hakları için mücadele ettikleri için kötü muamele gördü ve hatta hapse atıldı. ACFTU bu durumlarda işçilere destek vermiyor.

COVID-19 pandemi salgını işçilerin hayatlarının ne kadar kırılgan olduğunu daha fazla açığa çıkardı. Hemen yaşanan şeylerden biri yurtdışından gelen üretim siparişlerinin azalması ve kesilmesi oldu ve bu da fabrikaların sınırlı kapasite ile çalışmasını getirdi. Anladığımız kadarıyla daha küçük tedarikçiler en büyük darbeyi görüyor, işçilerin ücretlerinin ödemeleri erteleniyor veya haftalar hatta aylar boyunca ücretsiz izinler dayatılıyor. 

İş ortamlarını stabilize etmeyi hedefleyen yerel politikalar büyük ölçüde işletmelerin çıkarına, işçilerin değil.

Kardeşlerim, dünyadaki bütün işçiler mücadele ediyor. Bu küreselleşmiş ekonomide birbirimizle bağlantı kurmamız ve geleceğimiz için mücadele etmemiz gerekir.

Chris SILVERA, Teamsters Local 808 sendikası saymanı, Long Island City, NY (EU)

COVID-19 ve Amerikan İşçi Sınıfı üzerindeki etkisi

COVID-19 ülkeye fırtına gibi girdi. Bu pandemi kapitalist Amerika’nın yumuşak karnını gösterdi. Bu virüs Amerika işçi sınıfının kimi bölüklerinin önemini ve bunların sahip olduğu ekonomik imkanların geriliğini gözler önüne serdi. Aynı zamanda sermaye yine, kitlelerin yıkımı pahasına, yönetici elitin elinde toplanmaya devam ediyor.

Kim kasiyerlerin, depo işçilerinin ve kuryecilerin asli işlerdeki işçiler olarak tanınacağını bilebilirdi ve bu ne kadar böyle sürecek? Bu pandemi bu işçilerin toplumumuz için ne kadar önemli olduklarını gösterdi. Ancak bu işçiler hayatlarını sürdürmeye bile yetmeyen bir ücrete mahkumlar; tüm ülkede Amazon’da, Walmart’ta, Kroegers’de ve diğer işletmelerde çalışan kasiyerler, depo işçileri. Binlerce füzeye, iha’ya ve uzay uydusuna sahip olan Amerika hemşirelerine ve doktorlarına yeterli kişisel koruyucu ekipman sunamadı, basit tek kullanımlık maskeleri, önlükleri ve eldivenleri temin edemedi. Büyük hastanelerin çoğu artık sağlık sistemleri diye adlandırılan sistemlerin parçası. Hastaneler ve kliniklerin birleşmeleri ile sağlık hizmetleri, hastalara daha iyi bir tedavi sunulmaksızın, bir süper kâr merkezi haline geldi. COVID-19 öncesindeki onyıllarda kapatılan hastaneler oldu, yatak sayısı, hemşire sayısı ve destekler azaltıldı, bakımhaneler minimum çalışan ile işletilir oldu – tüm bunlar bir avuç insanın kârlarını artırmak için yapıldı.

COVID-19 aynı zamanda emekçilere bu sistemin onları orta yerde bıraktığı gerçekliğini gösterdi. Şu anda UPS işçileri militanca bir mücadelenin içerisindeler, hastane çalışanlarının ve diğer asli işlerdeki işçilerin gösterileri yaşanıyor; bunların tümü de şu anda daha ölümcül hale gelmiş olan işyerlerinde daha iyi çalışma koşulları talep ediyorlar.

COVID-19 bir kere daha iki siyasi partinin de yönetici sınıfı ve şirketleri kurtaracak devasa bir paket yerine işçi sınıfından insanların çıkarına bir destek paketi çıkarmayacağını bizlere gösterdi. Sadece iki yıl önce yine yönetici sınıfa trilyonlarca dolarlık vergi indirimi getirilmişti ve bugün yine kurtarılması gereken onlar. Acaba gerçekten böyle mi?

Kapitalizm ölüyor. Sendikalı işçiler artık patronların partilerinden ayrılmaları gerektiğini görmeli. İşçi örgütleri kendi üyelerini harekete geçirmeli ve bu asli işlerdeki sendikasız işçileri örgütlemek için çabalamalı. Sağlıkları ve güvenliklerinin ahlaksızca göz ardı edilmesi deneyimini yaşayan bu işçiler büyük cesaret ve militanlık sergiledikleri eylemlere girişiyorlar. Gelişmiş ülkelerdeki sendikalı işçiler artık küreselleşmenin şu anlama geldiğini anlamalı: “Eğer orada oluyorsa, burada da olacaktır.”

Birikimlerimizi sadece yerel düzeyde değil küresel ölçekte de örgütlenmek üzere kullanmaya başlamalıyız. “Hangi kaynakları” diye sormak isteyebilirsiniz. Örneğin siyasal partileri desteklemek için her yıl verilen ve boşa heba edilen milyonlarca doların başka yerlere harcanması. Bu para bu asli işlerdeki sendikasız işçileri örgütlemek için kullanılmalıdır. Bu işçilerin büyük çoğunluğu 15 doların altında saat ücreti ile çalışmaktadır. Oysa örneğin New York, Los Angeles, San Francisco, Chicago diğer büyük şehirlerde geçinmeye yetecek bir ücret en az saatte 30 dolar olmalıdır. En yoksul eyaletlerden birinde Tupelo, Mississippi’de bile 15 dolarlık saat ücreti ancak sizin fakir kalmaya devam etmenizi sağlamaktadır.

Örgütlenip mücadele etmeliyiz.

Christel Keiser, Bağımsız ve Demokratik İşçi Partisi Ulusal Sekreteri – Fransa

Fransa gibi kapitalist ülkelerdeki işçilerin durumu gitgide fakir olarak anılan ülkelerden yoldaşların tarif ettiği duruma çok daha fazla benzemektedir.

Macron hükümeti koronavirüs salgını vesilesini kullanarak işçilere ve gençlere yönelik daha önce görülmemiş bir saldırıyı başlatmıştır.

Patronların gündelik gazetelerinden biri işten çıkarmaların bir tsunami şeklinde geldiğinden, önümüzdeki haftalar ve aylarda yüz binler hatta milyonlarca kişinin işten atılacağından bahsetmiştir.

Özel sektörde en az iki işçiden biri kısa süreli çalışmadadır ve ücretleri ciddi şekilde düşmüştür. Hükümet kolektif kural ve düzenlemeleri boşa çıkaran bir dizi kararname çıkarmıştır. Bunlardan son bir tanesi patronlara kısa süreli çalışma kurallarını şirketlerine özel düzenleme hakkı tanımaktadır!

İşçi semtlerinde, yoksul mahallelerde gitgide aileler karınlarını doyurmakta zorlanmaktadırlar; güvencesiz çalışma, gelir kayıpları, gıda ürünlerinin fiyatlarında yaşanan artışlar ve düşük fiyatlara bir öğün yemek sunan okul kantinlerinin kapalı olması bu durumun sebepleri arasındadır.

Fransa’nın en yoksul ilçesi olan Seine-Saint-Denis’te açların oluşturduğu kuyruklar gitgide uzamaktadır. Binlerce işçi ve anne derneklerin ve işçi sınıfı partilerinin organize ettiği yemek dağıtımlarında saatlerce yemek kuyruğunda beklemektedir. Buranın idari amiri açlıktan dolayı ayaklanma yaşanabileceğinden bile korktuğunu açıklamıştır. 

Kadınların bu durumdan özellikle olumsuz etkilendiği de belirtilmelidir. Çoğu kez gıda alışverişini, çocukların okulla, ödevleri ile ilgili işleri ve ev işlerini yapması gerekenler onlar olmaktadır. Bu çocuklarını yalnız yetiştiren kadınlar için özellikle geçerlidir.

Birden bire bu duruma gelmedik. Bunlar sağ kanat olsun sol kanat olsun bütün hükümetler tarafından onyıllardır sürdürülen emek karşıtı politikaların sonucudur: yani özelleştirme, kamu hizmetlerinde, özellikle de hastanelerde istihdam kesintileri, kuralsızlaştırma, iş kanununun parçalanması, kamusal eğitimin ve ulusal diplomalar sisteminin yıkımı ve benzeri.

Bu durum karşısında işçi hareketinin yanıtlaması gereken bir soru vardır: sağlıkla ilgili bu acil durum karşısında bizler hükümete tüm bu yıkım önlemlerini alması için yardım mı etmeliyiz, yoksa tersine bu politikaya karşı mücadele mi etmeliyiz?

Mecliste yer alan ve sol kanat oldukları söylenen tüm partilerin 19 Mart günü yaptığı gibi bankalara ve patronlara aktarılacak 343 milyar Avro’ya onay mı vermeliyiz? Yoksa bu devasa meblağlara elkonmasını ve halkın acil ihtiyaçlarının karşılanmasını mı talep etmeliyiz? 

Basına bakılırsa hükümet sendikal örgütlere düzenli olarak danışmakta sendikaları katacağı “büyük sosyal konferans” türü daha kalıcı bir yapı oluşturmak istemektedir.

Aynı zamanda öylesine acımasız hükümet uygulamaları yapılmaktadır ki bunlar aynı sendikaların meşru itirazlarına yol açmaktadır; örneğin kısa süreli çalışmanın şirketlere özel düzenlenebilmesi gibi.

Benim partim POID (Bağımsız ve Demokratik İşçi Partisi) açısından Macron ve onun hükümeti ile ulusal birlik, eylem birliği olamaz. Bunun yerine işçilerin ve onların örgütlerinin birliği sağlanmalı ve bu şekilde durumun gerektirdiği acil önlemlerin alınması sağlanmalıdır.

343 milyar Avro’ya – daha sonra 410 milyar Avro olmuştur- elkonmalıdır! Bu para bankalara değil işçilere ve onların ailelerine gitmelidir; istihdam için, sağlık hizmetleri için ve okullar için harcanmalıdır! İşçilerin borçlarının, kiralarının ve çeşitli masraflarının karşılanması için kullanılmalıdır. Kalabalık semtlerde açlıkla mücadele etmemizi sağlamalıdır. Şirketlerin işten çıkarma yapmaları yasaklanmalıdır.

Bu talepler şu veya bu şekilde tüm ülkelerdeki işçi sınıfının talepleridir.

Yaşasın 1 Mayıs, İşçilerin Uluslararası Birlik ve Mücadele Günü!

Teşekkürler.

Ciaran Campbell, Mandate sendikası – İrlanda

Ben İrlanda’dan Ciaran Campbell. Mandate –İrlanda perakende ve bar çalışanları sendikası- adına, özellikle bu zor günlerde, sizlere, ailelerinize ve toplumlarınıza en sıcak 1 Mayıs selamlarımı iletmekten büyük gurur duyuyorum.

Şimdi her zamankinden de fazla, bu küresel pandemi krizi sonrasında yaşanacağı bariz şekilde görünen kapitalist saldırı karşısında yanıtları, araçları oluşturabilecek olan bizim sınıf birliğimiz ve potansiyel gücümüzdür. İşçileri ve üzerinde yaşadığımız dünyayı birinci önem sırasına yerleştirecek olan toplumu kurabilecek olan da ancak budur.

2008’de yaşanan ciddi küresel finansal krizden ve bundan kaynaklanan krizlerden ders çıkarmalıyız. O günlerde kapitalist diktatör sınıf bu momenti yakalayarak zincirlerinden kurtulmuş bir kemer sıkma programını uygulayarak işçileri, işçi ailelerini ve topluluklarını yoksullaştırdı ve bir yandan da bir avuç insan için büyük bir finansal aşırı zenginlik birikimi sağladılar.  Güçlükle kazanılmış pek çok işçi hakkı, iş güvenliği, ücretler, refah ve emeklilik hakları sermayenin çıkarları doğrultusunda sistematik saldırıya uğratıldı. Toplumlarımız için önemli sosyal dayanaklar olan sağlık ve eğitim de sermayeye ve onun efendilerine kurban edildi.

Kapitalizm çırpındıkça ve şu anda pandemiden kaynaklanan sorunlara karşı koymak için hafif sosyalist türden arızi olarak başvurulan önlemlere başvurunca, örneğin birden sağlık ekonomiye milyarlar akıtmaya başlayınca, kapitalist akbabalar hemen gelecekteki kar elde eden cesetler olacağını öngördükleri cesetlerin etrafını kuşatıyorlar; aynı 2008’de yaptıkları gibi. Hiç utanmadan insanları kara kurban edecekler. Şimdiden pandemi ile ilgili kullanılan dil değişiyor; gitgide daha fazla bocalayan ekonomiyi yeniden canlandırmak gerektiğini, virüsün sonuçları ile birlikte yaşamak zorunda olacağımızı duymaya başladık. Bu sonuçların neler olduğunu birçoğunuz biliyorsunuz. Bu hayat ile ölüm arasındaki seçimdir.

Biz solda yer alanlar sınıfımıza yönelecek olan kapitalist saldırıya karşı koymalıyız. Daha önce olduğu gibi AB, Dünya Bankası ve IMF kapitalist davayı güdecek ve bu pandeminin de işletmeler, bankalar ve milyarderler için bir kar elde etme fırsatı olmasını sağlayacaktır.

Bir alternatifin var olduğunu gösterebilmeliyiz; bunun neye benzediğini ve oraya nasıl varabileceğimizi ortaya koymalıyız. Kapitalizmin tarihsel olarak gösterdiği gibi biz işçi sınıfı bu krizdeki fırsatı yakalamalıyız.

Kapitalizmin büyük yara aldığına şüphe yoktur. Bu yaraların ölümcül olmasını sağlamak bize düşmektedir. Geriye gitmek yok. Halkımıza, işçi sınfına vereceğimiz mesaj bu olmalıdır.

Tüm yoldaşlara 1 Mayıs selamlarımı iletiyorum, kendinize iyi bakın!

Eleni Pierropoulou, Halkın Birliği Partisi (LAE) üyesi – Yunanistan

Merhaba,

Benim adım Eleni Pierropoulou. Halkın Birliği Partisi (LAE) üyesiyim.

Son 10 yıldır AB Yunanistan’da katı bir program empoze etti ve bunun sonucunda Yunanistan’ın kimi kamu işletmeleri, limanlar, havalimanları, telekominikasyon borçlu durumda, gençlerin büyük bölümü, özellikle bilim insanı olanlar ülkeden göçtü.

Emeklilerin çoğu sadece cep harçlığı alıyor. Pandemiden dolayı kamu sağlık sisteminin zayıflığı açığa çıktı: Birçok doktor eksiği, hemşire eksiği, yoğun bakım birimi eksiği var. Bir yandan hükümet evde kalmamız gerektiğini söylüyor ama ikiyüzlülük şurada ki 30 Nisan’da satın alınan ilk eve dair koruma bitiyor ve bunun sonucu birçok kişinin evlerini kaybetmesi ve sokakta kalmak zorunda kalması olacak.

Bir yandan hükümet işletmelere ve medyayı elinde tutanlara hediyeler sunuyor, diğer yandan işçi haklarına (geri kalanlara) saldırıyor. Mülteciler ve göçmenler aşırı kalabalık yerlerde kalıyor ve kişisel ihtiyaçları için gerekli temizlik imkanlarına sahip değiller; hayatları hergün tehdit altında.

Bu durumda hükümet bu krizin faturasını da bir kere daha halka ödetmek ve sermayeye hiç dokunmamak istiyor gibi görünüyor. Ancak elbet bunu engellemek insanların elindedir.

Tüm Avrupa’da daha iyi yaşamlar için mücadele verelim.

Gladys Lira Costa ve Alfonso, işçi hakları mücadelecisi – Meksika

Günaydın.

Merhabalar, nasılsınız?

Benim adım Gladys Lira Costa. Baja California’da Tecate şehrindenim ve işçi hakları mücadelecisiyim.

Tecate’de (Baja California) Rockwell şirketinin çalışanıydım, burada 15 yıl çalıştım. Ama şirketin kötü muamelelerinin kurbanı oldum ve şirkette işçilerin hakları için mücadele ettiğim için işten atıldım.

Bu Covid salgını günlerinde de şirketler bize kötü muamele ettiler. Bu şirketler “asli işlerdeki” şirketler olduklarını söylüyorlar, oysa öyle değiller. Bu nedenle de bizler iş durdurmalar gerçekleştirdik. Tecate’de bazı şirketlerin asli olmayan işlerdeki şirketlerin faaliyetlerini durdurmaları yönündeki federal kararnameye uymalarını sağladık çünkü işçilerin hayatını tehlikeye atıyorlardı.

İşçiler enfeksiyonu kaparak evlerine gitmekten korkuyorlar; seslerini yükseltiyorlar ve bizimle bağlantıya geçiyor, 31 Mart’ta çıkartılmış olan bu kararnamenin uygulanmasını sağlamak için onları nasıl destekleyebileceğimizi soruyorlar. Ama yine de bugüne, 21 Nisan’a kadar çalışmaya devam eden şirketler var.

Bir kez daha işçilerin sağlığı her şeyden değerlidir.

– – – – – – – – – –

Arkadaşlar merhaba, benim adım Alfonso ve ben her zaman işçi sınıfının yanındayım. Bizler bu sınır bölgesinde, Tecate’de sıkışmış durumdayız (Baja California-Meksika) ve zulme uğruyoruz. Özellikle de şu anda yayınlanan cumhurbaşkanlığı kararnamesi ihlal ediliyor ve işçilerin sağlığı tehlikeye atılıyor.  

Buna yeter diyoruz!

Bu 1 Mayıs’ta Uluslararası İşçi Komitesi aracılığı ile işçi sınıfının mücadelesine devam edeceğimizi duyuruyoruz. 

70’ten fazla şirket burada işçileri haksız yere çalıştırıyor. Tecate kolektifi ile, Baja California’daki OPT tarafından başlatılan mücadele ile ve işçilerin geri kalanı ile omuz omuza verilen bir mücadele ile bu şirketlerden kimilerinin kapanmasını sağladık. Kötü muameleleri kınadık ve işçi sınıfının hak ettiği haklarının savunulmasında ısrarcı olduk.

Son olarak bu hedefle NAFTA 2.0 Ticaret Anlaşmasına karşı ve işçi hakları için iki-uluslu konferansı duyurmak istiyoruz. Bu konferansı bu sene Eylül ayında sınırın her iki tarafında gerçekleştireceğiz. Tecate konferansa ev sahipliği yapacak.

Bizlere katılmanızı bekliyoruz.

Yury GLUSHAKOV, Belarusya, işçi sınıfı mücadelecisi

Sevgili yoldaşlar,

Belarusya’dan devrimci selamlar!

Ülkemdeki duruma ilişkin birkaç söz:

Bugün Belarusya’daki işçi sınıfı, dünyada birçok diğer ülkelerde olduğu gibi, zor bir durumda. Son onyıllarda neoliberal reformlar sürekli olarak işçilerin yaşam koşullarını kötüleştirdi.

Fiyat artışları, sağlıktaki ve sosyal güvenlikteki özelleştirme ve toplumsal kazanımların imhası gündelik hayatı gitgide daha zor hale getirdi.

Koronavirüs salgını ve dünya çapındaki ekonomik kriz ortamında, durum son haftalarda gitgide daha da kötüleşiyor.

Ne yazık ki Belarusya işçilerinin hakları için mücadeleleri hala parçalı ve plansız gerçekleşiyor.

Ama bilinçli işçilerin uluslararası işçi sınıfı hareketinin militanları ile birlikte yakın zamanda bu mücadeleyi daha üst bir seviyeye, sınıf bilinci ve örgütlenme seviyesine taşıyabileceğine güveniyoruz.

Dolayısıyla bu önemli uluslararası işçi sınıfının dayanışma gününün arifesinde işçilerin hakları için mücadelemizde hepimize en büyük başarıları diliyorum ve aramızda da en üst seviyede dayanışma olmasını diliyorum – çünkü işçilerin daha iyi bir gelecek için, sosyalizm için kavgasında ilk ve en önemli silahı budur.

Yaşasın 1 Mayıs!

John SWEENEY, İşçi Partisi üyesi, Leave (AB’den ayrılma kampanyası) aktivisti (kişisel olarak) – İngiltere

Covid -19 salgını geçtikten sonra, ve geçecektir.

Çokuluslu şirketlerin ve bankaların önceliği kayıplarını en kısa sürede bol bol geri kazanmak olacaktır.

Bu durumda yeni olan hiçbir şey yok, tek fark şu ki, önceden kapitalist kemer sıkma politikaları ile başkalarının ızdırabı temelinde karınlarını tıka basa doyururlarken, zenginler şimdi belli bir düzeyde istenmeyen hasarlar alabilirler. Kapitalizmin sistemsel sorunları yok olmayacaktır.

Gerçeklik şu ki çok kısa bir süre içerisinde COVID-19 dehşeti geçtiğinde paralı sınıfın açgözlülüğü ve kayırmacılığı geri gelecek. Ve her zamanki gibi yoksullar bankaları, milyarderleri ve vergi kaçaklarını kurtarmak için getirilen kurtarma paketlerinin bedelini ödeyenler olacak.

İki virüs iş üstünde; Covid 19 ve en fazla desteğe ihtiyaç duyanlara yalancı bir destek öneren virütik kapitalist propaganda. Bu akbaba kapitalistler ve onların denetimi altındaki hükümetler, her gün aksi yönde günlük basın brifingleri veriyor olsalar da, yoksulluğa, eşitsizliğe ve adaletsizliğe çare olamazlar. Bu sorunlar bizler kendimizi karı insanlığın ihtiyaçlarının önüne koyan parazit sınıftan kurtulmadan hafiflemeyecek ve çözülmeyecektir.

Burada İngiltere’de İşçi Partisi’nin yeni seçilmiş olan liderinden bir yardım bekleyemeyiz. Kendisi şimdiden Boris Johnson ile el ele verip çalışmayı kendine görev edindi. İzlediği politika oportunizmin cisimleşmiş hali. Kapitalizmi ancak sonradan bağrına basmak üzere kınıyor. Şimdiye kadar yaptıkları kendisini bir sosyalistmiş gibi gizleyen bir adamın doğal olarak yapacakları. Yönetici sınıfa daha nazik olması için ricacı olmak dışında bir şey yapmayacak olan bir adam. 

Bizim vereceğimiz tepkide bir gözümüz gelecekte olmalı. Önümüzdeki görev tüm dünyada işçilerin birliğini sağlamak ve onları hiçbir şey yapmadan beklemek ve onları ezenlerin artıkları ile yetinmektense, kolektif güçlerini kullanmaya teşvik etmektir. Değişim zenginlerdeki ani bir aydınlanma ile gelmez, değişim kitlelerin gücünün ortaya konması yoluyla gelir.

Sosyalizmin gerçek idealleri bizlerin uluslararası kampanyaları ve toplumsal hareketleri aracılığı ile yayılacaktır ve insanlar işçi sınıfı dayanışmasının gücünü anlamaya başlayacaktır. Hep birlikte serbest piyasa tutuculuğuna, neo-liberalizme, vahşi kapitalizme son verebilir ve iktidarı kaçınılmaz olarak gerilemeye ve sömürüye yol açan gerici kapitalist sistemden alıp, gerçekten ait olması gereken yere, proleteryaya iade edebiliriz.

Dayanışma ile, kendinize iyi bakın.

José Limaico Vela, enerji sektörü eski sendika lideri (Ekvador)

Ekvador’da enerji sektörünün eski bir sendika lideri olan yoldaş Pepe’nin selamlarını iletiyorum.

“Kurtarılması gereken işçilerdir, gençlerdir ve insanlıktır! Bankalar ve kapitalistler değil!” sloganı altında gerçekleştirilen savaşa ve sömürüye karşı ve bir işçi enternasyonali için 1 Mayıs 2020 mitingine katılan uluslararası işçi komitesinden tüm arkadaşları selamlıyorum.

Öncelikle büyük bir öfkeyle şunu söyleyerek başlamalıyım. Ekvador Lenin Moreno önderliğinde yetersiz ve açgözlü siyasetçilerden oluşan bir grubun yönetiminde her gün daha da batmaktadır. Bunlar hükümet planlarını empoze edebilmek için ulusal ve uluslararası burjuvazi ile anlaşma yapmış ve kamu sektöründeki sendikaların da çoğunluğunu kontrolleri altına almış durumdalar.

Hükümet sendikalara sahte sendika başkanları getirmiş ve sendikal özgürlükleri ve özerkliği çiğnemiştir. Bunlar kişisel avantalar karşılığında seçtirilmiş sendika başkanlarıdır.  Moreno hükümeti sendikal hareketi bu şekilde hareketsiz hale getirmiş ve ağzını bağlamıştır. Bu şekilde IMF’nin ve Dünya Bankası’nın dikte ettiği politikalar için yol temizliği yapmıştır. Bugün ülkemizde kamu hizmetlerinin yok edilmesine ve işçilerin kitlesel şekilde işten çıkarılmalarına şahit oluyoruz. Tüm bunlar özelleştirmeler için, kendi kişisel ve grup çıkarlarını korumak için yapılıyor.

İşte bu nedenle Ekim 2019’da yerlilerin hareketinin başlattığı bir ayaklanma yaşandı ve Ekvador halkının büyük çoğunluğu tarafından desteklendi. Bu ayaklanma hükümetin almakta olduğu sert ekonomik tedbirlere karşıydı.

Ayaklanma hükümetin almakta olduğu sert ekonomik tedbirlere karşı gerçekleşti. İş konseyleri, büyük medya, askeriye ve polis hükümetle birlikte tek bir iktidar bloğu olarak karşımıza çıktılar; aksi de düşünülemezdi. Sokağa dökülen halka sadece diktatörlük rejimlerinde görülebilecek olağanüstü bir şiddetle saldırdılar ve hepsi de halkın tarafından olmak üzere bir dizi insanın ölümüne, yaralanmasına, kaybedilmesine ve hapse atılmasına yol açtılar.

Ama tüm bu devlet gücü veya ayaklanmanın vahşi bastırılışı artık yeter diyen bir halkın hoşnutsuzluğunu geri püskürtemedi. Benzin fiyatlarına yapılan zam ve buna bağlı olarak yol paralarının ve gıda fiyatlarının artması, işsizlikle de birleşince insanlar tekrar ülkenin sokaklarına ve meydanlarına çıktılar.

Hükümet krize yol açan kararnameyi geri çekmeyi kabul etmek zorunda kaldı.

Dolayısıyla insanlar baskıcı devlete ve hükümete, adaletten ve demokrasiden hiç anlamayan, tek bildikleri halkın büyük çoğunluğunun payına düşen baskı ve yoksulluk iken kendi ceplerini doldurmak olan kapitalist sınıfa karşı kullanabilecekleri tek silahın sınıf mücadelesi ve birlik olduğunu pratikte gösterdiler.

İşte covid-19 virüsünün neden olduğu pandemi, kamusal sağlık hizmetinin kitlesel işten çıkarmalar ile ve kaynak aktarılmayarak parçalanmış olduğu bu koşullarda ortaya çıktı ve yetkililerin beceriksizlikleri ve öngörüsüzlükleri nedeniyle şu anda sağlık hizmetlerinin çökmesine neden oldu. Bu nedenle de sadece Guayaquil şehrinde virüsün 10.000’in üzerinde insanı öldürmüş olduğu hesaplanıyor. 

Zorunlu evde kalmadan ve sendikal hareketin atıllığından faydalanarak hükümetin tek yaptığı yeni ekonomik önlemlerin empoze edileceğini duyurmak oldu. Yani kamu personelinden daha fazlası işten çıkartılacak, ücretler düşürülecek, yakıt destekleri kaldırılacak, vb.

Diğer bir deyişle bir kere daha krizin faturası işçilere ve halka ödetilecek.

Judit Somi, işçi hareketi mücadelecisi – Macaristan

Yoldaşlar,

Bu internet üzerinden yaptığımız 1 Mayıs mitinginde hepinizi selamlıyorum. Macaristan’da şimdilik iş çok ciddi değil: 11.000’e yakın kişi evinde izolasyonda ve 3000’den az insan da hastanede. Ancak yıllardır hükümetler sürekli hastanelerdeki yatak sayısını azaltmış durumda. Bir önceki “sosyalist” hükümet 10.000 hastane yatağını iptal etmişti, bu hükümet 3000 ve kapatmaya da devam ediyor.

Şimdi hükümet 30.000 yatağı boşalttı, bunların koronavirüs hastaları için olduğunu söylüyor ama bu durum bu yatak sayısı ilave ediliyor anlamına gelmiyor; bunlar şu anda dışarıya atılmış olan diğer hastaların yatakları, bunların çoğu da genç ya da yaşlı, felçli veya olmayan ciddi rahatsızlıkları olan kişiler; şimdi bu hastalara evlerinde aileleri bir destek almaksızın bakıyor. 

Aslında hükümet hala kamusal sağlık hizmetlerin yıkımı yönündeki Avrupa projesini uyguluyor.

Çalışma koşulları üzerindeki saldırılar da devam ediyor. Günde 10 saate kadar çalıştırılabileceğiniz ve bunun fazla mesai sayılmadığı, 24 aylık, yani iki yıllık bir denkleştirme süresi getirildi.  Yani yeni düzenleme ile denkleştirme süresi iki yıla çekildi. Bu arada işten çıkarmalar da devam ediyor. İşgücünün %20’si şimdiden işsiz, kayıtdışı sektörü saymıyoruz bile; bu insanlar da şu anda 2 aydır işsiz.

Bankalar ve ticarete dair haberler de var. “Virüs vergisi” adı altında yeni bir kanun çıkartıldı. Ama sorun şu ki faturayı müşterilerin –yani işçilerin- ödemesi gerekiyor. Bu durumda enflasyon yükseldi. Bankalar söz konusu olduğun şimdiye kadar buradaki sistem Avrupa’daki en pahalı sistemdi ve şimdi yeni bir vergi daha getirildi. Dolayısıyla durum gitgide kötüleşiyor ve sendikaların harekete geçip geçmeyeceğini de bilmiyoruz çünkü şu andaki eve kapanma ile bu pek kolay değil.

Hepinizin 1 Mayıs’ını kutluyorum ve sınıf mücadelesinde başarılar diliyorum. Yaşasın işçi sınıfı!

Jules Souleymane Diallo, Senegal

Sevgili yoldaşlar,

Hepinize kardeşçe selamlıyorum. Benim adım Souleymane Diallo. Batı Afrika’daki 15 milyon nüfuslu bir ülke olan Senegal’denim.

Burada Senegal’de sağlık krizinden önce ekonomik kriz geldi. Neden? Çünkü bağımsızlık olarak anılan olaydan bu yana 60 yıldır siyasetçilerimiz ve hükümetlerimiz doğru ekonomik tercihleri yapmadılar ve Senegal ulusal işletmeleri yerine emperyalist çokuluslu şirketleri teşvik etmeyi tercih ettiler.

İşte bu sebeple Covit-19 denilen koronavirüsünün salgını ile birlikte Senegal çok çok zor bir durumda, hem ekonomik, hem toplumsal hem de siyasal olarak. Hükümetin salgını kontrol altına almak için, içerisinde gıda yardımının, zorunlu maske giyilmesinin ve olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağının olduğu kimi somut önlemleri duyurmuş olmasına karşın bu böyle.

Ekonominin %40’ı kayıt dışı sektör, aslında Senegal’de yeni istihdamın %48’i kayıt dışı sektörde. Senato bu sektördeki çalışanlara yardım etmeyi hedefleyen önlemleri duyurmuş olmasına karşın, bugün turizm sektöründe 30.000’in üzerinde iş tehdit altında.

Toplumsal düzeyde durum gerçekten kaotik, gerçekten zor çünkü insanlar büyük yoksulluk içerisinde, özellikle de gıda kıtlığı yaşanan ülkenin kuzey bölümünde.

Peki ya ücretsiz izne çıkartılabilecek olan özel Katolik okullarının öğretmenleri? Ya Sindia şehrindeki İsveç firmasının böyle bir kriz durumunda uyması gereken düzenlemeleri ihlal etmesi karşısında işçilerin karşı karşıya kaldığı durum? Peki ya temiz su veya elektrik bağlantısı olmayan yerleşimler, kasabalar, köyler? Çünkü şunu söylemeliyiz ki Senegal’de birçok kasabada ve köyde temiz su ve elektrik şebekesi yok.

İşte bu nedenle bu salgının çıkmasından çok önce de sivil toplum örgütleri vatandaşlarla güçlerini birleştirerek suyun demokratik ve saydam bir şekilde yönetilmesini talep etti. Sorun başkente 69 km mesafede 40.000 kişinin yaşadığı ve su şebekesi olmayan bir kasaba ile ilgili olarak gündeme geldi.

Bu sağlık krizi kapitalizmin iflasını sergilemektedir. Bizim hükümetlerimizin hem ekonomik hem toplumsal olarak yaptıkları siyasi tercihlerin başarısızlığını göstermektedir.

Yoldaşlar kapitalizmin sona ermesi ve sosyalizmin hakim olmasının zamanı gelmiştir.

Yaşasın Sosyalizm!

Teşekkürler yoldaşlar!

JUNG Sikhwa, KCTU sendikası şube başkanı, Hyundai motor grubu – Kore

Merhabalar, ben Koreli bir işçi hareketi mücadelecisiyim. 1 Mayıs mücadelesi için işçilerin uluslarası mitingine katılabildiğim için çok mutluyum. Koreli işçilerin haklarını savunmak için sizlerin geliştirdiği insiyatifi bizler de destekliyoruz. Covid-19 Korelileri de vurdu, özellikle de enformal sektörde çalışanları, küçük işletme sahiplerini ve işsizleri.

1.6 milyondan fazla Koreli işçi işsizlikle, ücretsiz izin ile ve kötüleşen çalışma koşulları ile karşı karşıya. Şimdiden birçok işletme sendikasız olan işçileri işten çıkarmaya hazırlanıyor, ilk olarak sendikasız işçiler işten çıkartılıyor. Çalışma koşullarını kötüleştiriyorlar, özellikle de sendikasız kesimlerde ve küçük ölçekli işletmelerde.

Kore işçi sınıfı tüm dünyadan ezilenlerin, sömürülen işçilerin kurtuluşu için mücadele edecektir. Ve sizlerin işçilerin bugüne kadar elde ettikleri kazanımları savunma mücadelenizde sizlerin yanınızdayız.

Teşekkürler.

Andrey KALINKIN, Rusya’dan OCRFI grubu üyesi – Rusya

Sevgili yoldaşlar, sizlere Rusya’dan, taa Sibirya’dan selamlar!

Rus hükümetinin politikaları uzun süredir büyük sermayeye hizmet ediyor, bu arada emeklilik yaşını yükseltiyor, hizmetler için ödenen ücretleri artırıyor ve benzer anti-sosyal yasalar çıkartıyor. Şu andaki kriz ve salgın bu durumu daha kötüleştirdi.

Birçok patron ve özellikle de özel sektördekiler sağlıklarına yönelik riske karşın işçileri çalıştırdı ve aldıkları koruma önlemleri de yetersizdi.

Diğer bazı patronlar işçilerini ücretsiz izne veya işten çıkmaya zorladı. Şirketler kasten iş yasalarına ve cumhurbaşkanlığı kararlarına –bu kararların işçiler lehine olduğu durumda- uymuyorlar.

Sağlık sistemimiz bir dizi hastanenin ve hastane yatağının kapatılmış olduğu ve tedavi için ücretin getirilmiş koşullarda bu salgınla mücadele etmek zorunda kaldı.

Esasen Ekim Devriminin en önemli kazanımlarından olan bedava sağlık hizmeti ortadan kaldırılmış durumda.

Doktorların kişisel koruyucu malzemeleri eksik ve birçokları bu koşullarda çalışmayı reddediyor. Hastane çalışanlarına ücret artışı sözü verildi.

Yetkililer sözlerini tutacaklar mı göreceğiz. Ancak Mayıs 2012’de çıkartılan cumhurbaşkanlığı kararnamesini unutmadık. Bu kararname ile doktorlara ve öğretmenlere ücret artışı, iş yükündeki artış koşulu ile getirilmişti.

Birbiri ardına düşen dominolar gibi iflaslar açıklanıyor, bu da daha fazla işsizliği yaratıyor. Enformal sektördeki milyonlarca işçi herhangi bir birikimleri olmadan bu krizin içine sürükleniyor ve çoğu da borç içerisinde.

İktidar muhakkak ki siyasal ve polis-devleti denetimini daha da sıkılaştırmaya devam edecektir. Salgın geçtikten sonra anayasal referandumunu düzenleyecek ve Cumhurbaşkanı Putin’e bir dönem daha iktidarı veren bir sonuç çıkarmayı hedefleyecektir.  

Yine siyasi tutsaklar olacaktır. Toplantılar yine dağıtılacaktır.

Bugün birçok işçi kötüleşen yaşam koşullarına tepki göstermekte, çoğu kez bireysel olan spontan protestolar yaşanmakta.

Ama 2019 yılına hastane çalışanlarının ve onların sendikası “Action”ın başarıya ulaşan mücadelesi damgasını vurdu. Bu sendika bugünün Rusya’sında en güçlü ve en militan sendikalardandır. Dolayısıyla zamanla durum değişiyor

Er ya da geç ülkemizin işçileri uyanacak ve kaybettiklerini geri kazanmak için örgütleneceklerdir. Diğer ülkelerin işçileri ile birlikte sermayeye karşı ayağa kalkacaklardır.

LEE Cheuk-Yan, Hong Kong Sendikalar Konfederasyonu (HKCTU) Genel Sekreteri – Çin

Sevgili yoldaşlar,

Koronavirüsün tüm dünyaya yayılmış olduğu bu salgın krizi döneminde hepinize Hong Kong’dan selamlar. Her birinizin sağlığınızı muhafaza etmenizi ve birlikte mücadeleye devam etmeyi diliyorum.

Hong Kong’da çok çok zor bir durumdayız. Bu dönem bizler için Hong Kong hükümetinin getirdiği sömürü yasalarına karşı şimdiden bir yılını doldurmuş olan mücadelemizde bir kesinti anlamına geldi. Elbette bu yasaları getiren hükümetin arkasında da Hong Kong’u kontrol etmek, özgürlüklerimizi bastırmak ve siyasal alanımızı daraltmak isteyen Komünist Parti var.  Ama Hong Kong’da Komünist Parti’nin desteklediği sistem çıplak bir biçimde bir kapitalist sistemdir ve bu son derece antidemokratik rejim altında ve aynı zamanda bunun arkasındaki otoriter Çin rejimi altında acı çekenler işçilerdir. Son bir yıldır demokrasi mücadelesi veriyoruz ve işçilerin hükümet seçiminde oy kullanabilmesi, hükümeti denetleyebilmesi ve hükümetin halk tarafından geri kazanılması için mücadele ediyoruz.

Bu kavgada şimdiden birçok kurbanlar verdik. 8.000’in üzerinde insan hapsedildi ve benim de aralarında olduğum 1000’in üzerinde insan da kovuşturmaya uğradı. Şimdiden hakkımda izinsiz toplantı düzenlemek ve katılmak suçlamaları ile 6 ayrı ceza soruşturması açılmış durumda. Elbette gösteriler izinsiz. Neden izin almak zorunda olalım ki? Bu bizim hakkımız. Hükümete karşı çıkmak için yürüyüş düzenleme hakkımız var. Onlar kanunları bize karşı ve Hong Kong’daki genç insanlara karşı kullanıyorlar. Bu genç insanların birçoğu tutuklananlar ve yargılananlar arasında ve poliste işkenceye de maruz kalıyorlar. Sokakta polis tarafından dövülüyorlar, çok büyük miktarlarda biber gazı, plastik mermi atılıyor ve halka yönelik bu sınırsız polis şiddeti bizleri son derece öfkelendirdi ve elbette herkes Hong Kong’un geleceği ile ilgili kaygılı.

Ancak şu çok açık; bu Çin Hükümeti bizlerin özgürlüğünü kısıtlamak istiyor ve Hong Kong’u Komünist Parti rejiminin çok otoriter bir şekilde yönettiği bir diğer Çin yapmak istiyor. Ama buna karşı mücadele edeceğiz.

Ve Komünist Parti’nin desteklediği sisteme baktığınızda, kapitalizm ve çıplak sömürü bu salgın krizinde daha da net görünüyor. İşsizliğe dair bir yasal düzenlememiz yok, dolayısıyla işçiler işsiz kaldıklarında Hong Kong’da onları destekleyecek hiçbir sistem yok. Bizler işsiz kalan işçiler için acil durum yardımı talep ediyoruz ama hükümet bunu reddediyor. Hükümetin tek yapmak istediği şirketleri kurtarmak, para pompalamak, işletmelere milyarlar ve milyarlarca para akıtmak ama işçilere yardımcı olacak hiçbir güvence sağlamadan. Bu şekilde para yatırımlara gidecek diyorlar ama işçiler hala işsiz, işten çıkartılıyorlar, ücretsiz izindeler veya ücretleri %30-%40 düşürülüyor. İşçilerin hayat düzeyi çıplak bir sömürüyü ortaya koyuyor ama hükümetteki hiç kimse işçileri dert etmiyor.

Hong Kong Sendikalar Konfederasyonunun rolü bu; bizler mücadele ediyoruz. Mücadele etmeleri için, virüs pandemisinde kendi hakları için mücadele etmeleri için işçileri örgütlüyoruz ve bir işsizlik sigortası sistemi talep ediyoruz, ücretsiz izinde olan işçiler, işsizler ve ücretleri düşürülenler için destek talep ediyoruz. Toplu pazarlık hakkı talep ediyoruz ki işverenle pazarlık edebilelim ve hak ettiğimizi alabilelim, Hong Kong’daki işçileri koruyabilelim. Ama tabi bunların hiçbiri demokratik bir sistem olmadan mümkün değil. Bu yüzden demokrasi için mücadele ediyoruz.

Ama aynı zamanda tüm dünyadan halklar şunu da bilmeli: Demokrasi olsa bile birlikte mücadele etmezsek, sendikal hareket güçlü olmazsa ve siyasal olarak da bu sistemdeki sömürü ile ilgili bilinç sahibi olmazsak ve mücadele etme azmimiz olmazsa işçilerin hakları korunmayacaktır. Bu yüzden gelecekte işçilerin adil olarak paylarını alabilmeleri için ve sadece işçileri sömürerek ayakta duran bu kapitalist sistemi yıkmak için hepimizin ellerini birleştireceğini umuyorum.

Yaşasın 1 Mayıs ve uluslararası dayanışma!

Teşekkürler.

Lorenzo Varaldo, Tribuna Libera editörü- İtalya

Sevgili yoldaşlar, tüm dünyadan sevgili işçiler,

Bugüne kadar İtalya’da bir buçuk milyar nüfusu olan Çin’in altı katı kadar ölüm oldu.

Bu nasıl olabiliyor?

Bu felaket her şeyden önce borç geri ödemeleri adına ve Avrupa Birliği direktiflerinin uygulanması adına 30 yıldır uygulanmakta olan kamusal sağlık hizmetinin imhası politikasının bir sonucudur. Hastane yataklarında 70.000 kesinti yaptılar, yüzlerce hastaneyi kapattılar, bölgesel önleyici sağlık hizmetlerini kaldırdılar, 8.000 doktor kadrosunu ve yoğun bakım ünitelerindeki binlerce kadroyu iptal ettiler; daha da sayabiliriz.

Dolayısıyla epidemi bize ulaştığında bir felaket oldu: Doktorların ve hemşirelerin koruması yoktu; ellerinde insanları tedavi edecek araçları yoktu, hastalar hastanelere yığılıyor ve hasta olmayanları da enfekte ediyorlardı… Doktorlar yaşamalarına izin verecekleri ile ölüme terk edecekleri hastalar arasında seçim yapmak zorunda kaldılar çünkü yoğun bakım yatakları dolmuştu.

Aynı zamanda hükümet kapitalistlerin karlarını korumak için fabrikaları açık tutuyordu; böylece virüs daha da hızlı yayıldı.

Dolayısıyla şu açık: Felaket bu hükümet yüzünden ve kapitalistlerin ve bankacıların çıkarlarını en öne koyan tüm hükümetler yüzünden geldi.

Sevgili yoldaşlar, çözüm nereden gelecek?

Bunun yanıtı da İtalya’da yaşananlarda yatıyor: İşçi sınıfı kendiliğinden greve giderek hükümeti fabrikaları kapatmaya zorladı. Ama bu kolay olmadı. İşçiler sendika yöneticilerinin engellerini aşmak zorunda kaldılar; çünkü sendikacılar kapitalistlerle “ortak çıkarlar” adına fabrikaları açık tutmak için anlaşma imzalamışlardı.

Bugün yüz binlerce insan işsiz ve 19 milyon insanın yoksulluğa düşeceği açıklanıyor.

Yapılması gereken üretimin kontrolünü ele almak, üretimi halkı hayatta tutacak şekilde organize etmek, milyarları ücretleri, sosyal güvenliği ve hakları güvence altına almak için ayırmak. Kendimizi savunmanın tek yolu budur; İtalya’da da tüm dünyada da!

Bunun işçi hareketi tarihinde bir adı vardır: Sosyalizm.

Gazetemiz Tribuna Libera’nın yazı işleri olarak bizler bu tartışmanın ve başlamış olan bu somut mücadelenin göbeğindeyiz.

Bugün her zamankinden de fazla, Mumbai Manifestomuzda söylemiş olduğumuz şu sözler teyit edilmiş durumdadır: “İnsan uygarlığının ilerlemesi, barış ve demokrasi ilk olarak ve her şeyden fazla dünyadaki sömürülen ve ezilenlerin kendi örgütlerinin bağımsızlığını koruyabilme kabiliyetlerine bağlıdır.”

Ve bunun için, bir İşçi Enternasyonali inşa etmek gereklidir!

Herkesin 1 Mayıs’ını kutlarım! 

Lotfi, işçi sınıfı mücadelecisi – Tunus

Tunus koronavirüs açısından bir istisna olmadı.  Ülkemizin böyle bir durumla başa çıkabilmesine yetebilecek bir kamu hastaneleri sistemi kurmasına ve sürdürmesine engel olan IMF’nin kemer sıkma politikaları açısından da ülkemiz bir istisna değildi.  Aynı durum pandeminin sarstığı tüm ülkeler için geçerli.

Maskesiz, hatta bazen eldivensiz tedavi uygulamak zorunda kalan doktorlar oldu. Bu pandemi mücadelenin en önünde yer alan sağlık sektörünün çökmüş olduğunu gösterdi. Hükümet her zaman sermayenin hizmetinde. Görünürde 623.000 aile için sosyal destek sağladı.

Gerçekte ise hükümet bağış topladı ve kamuda ve özel sektördeki tüm çalışanlardan bir günlük ücretleri tutarında kesinti yaptı; bu 180 milyon dinar tuttu. Bu toplanan para hükümet tarafından ihtiyaç duyanlara dağıtılandan fazlaydı. Yani faturayı işçiler ödedi, hükümet değil.

Koronavirüs liberalizmin maskesini indirdi ve insanlık açısından nasıl bir tehlikeyi temsil ettiğini gösterdi. Uzun zamandır ihmal edilmiş olan hastanelere bağış yapanlar yine işçiler oldu. Devlet ise aksine üretime devam etmek ve istihdamı korumak, herkesin sorumluluklarını üstlenmesini sağlamak söylemi ile sermayeye destek oldu. 

1 Mayıs vesilesi ile tüm dünya işçilerini ve özellikle de sağlık emekçilerini selamlıyoruz. Büyük acılara yol açan ama hala hüküm süren, kendi krizini ona karşı ayağa kalkan işçilerin üzerine yıkmaya çalışan azgın kapitalizm pandemisine karşı tüm dünyada işçiler arasında uluslararası birlik çağrısı yapıyoruz

Hepinize çok teşekkürler.

Sol Radikal, Afganistan – Kabil Afganistan

İşçiler, kadınlar, gençler,

1 Mayıs uluslararası işçi bayramınızı, otoriter kapitalist sisteme karşı işçi sınıfının mücadele gününü kutlarım.

Afgan işçileri, emekçileri 20 yıldır devam eden ABD ve NATO işgali boyunca hava saldırılarında, intihar bombası saldırılarında, katliamlarda öldü. Bunun yanında savaşın baskısını, yoksulluğu, işsizliği ve yerinden edilmeyi yaşadılar.

Afganistan halkı Covid-19 felaketi ile yüz yüze geldiğinde henüz savaşın ve işgalin trajedisinden kurtulmuş değildi.

Skandal seçimlerle ve ABD’nin doğrudan müdahalesi ile işbaşına gelen Kabil hükümeti insanlara asgari hizmetleri bile sunamamaktadır. Koronavirüs kurbanlarının %98’i işçi sınıfından ve fakirlerdendir.

İnsanların yüzde altmışı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. İşçi aileleri ve fakir aileler koronavirüsten ölmezlerse, yiyecek bir şeyleri olmadan karantina koşullarına zorlandıkları için ölecekler.

Bu pandemi krizinden kapitalist sistem sorumludur, çevre kirliliğini kapitalizm yaratmış, sermayesini artırmak ve ekonomik kaynakları ele geçirmek için gezegenimizdeki ekosistemin yıkımına sebep olmuştur.

Bu felaketin en büyük kurbanı işçi sınıfı olduğu için kapitalist sistemi yıkmak için dünyadaki tüm işçiler birleşmelidir. Tüm ekonomik krizlerin, eşitsizliğin, işsizliğin, savaşın, göçün ve çevresel bozulmanın kökeni kapitalizmdir.

Üretim araçlarının özel mülkiyetine son vermeliyiz; zenginliğin adaletsiz bölüşümüne, nükleer silahların üretimine, savaşları kışkırtan politikalara ve çevrenin imhasına son vermeliyiz ve sosyalizmi kurarak dünyayı insani kılmalı, iktidarı işçilerin kendilerinin ellerine vermeliyiz.

Dayanışma ile…

Lubone MBOZOMANI, Sosyalizm için Uluslararası Gençlik İttifakı muhabiri – Azanya/Güney Afrika

Güney Afrika’nın Siyah işçi sınıfından ve gençliğinden devrimci selamlar.

Benim adım Lubone, Sosyalizm için Uluslararası Gençlik İttifakı Azanya muhabiriyim.

Sizlerle Covid-19 pandemisi ile karşı karşıya olduğumuz durumu tartışmak istiyorum.

Bu pandeminin ülkemizde şu anda yaratmış olduğu sonuçlar şimdiden dramatiktir. İşçiler ve gençler sadece virüs tehlikesi ile karşı karşıya değiller; ANC liderliğindeki hükümetin kararlaştırdığı sokağa çıkma yasağından dolayı siyah çoğunluk açlıkla da yüz yüze.

Polis ve ordu işçi sınıfını gözlemlemek ve baskı uygulamak üzere; işçi sınıfının evlerinde kalmasını temin etmek üzere sokaklara gönderildi ancak bu açlığa yol açıyor.

Polis veya ordu tarafından vurulan insanlar oldu. Marikana’de 8 yıl önce greve giden, sadece grev haklarını kullanan 34 madenciye kurşun sıkan da aynı polisti. Bugün sokakta yiyecek arayan insanlara kurşun sıkan polis o gün de greve giden işçilere kurşun sıkmış ve onları öldürmüştü.

İşçi sınıfı mahallelerine 70 binin üzerinde asker gönderildi; bu şekilde masumlar baskılanmaya ve öldürülmeye devam edilecek. Bu durum da bize açıkça gösteriyor ki mevcut devlet ve ANC liderliğindeki hükümet topluma önderlik edebilmeye uygun değil.

Şimdi Siyah işçi sınıfı ve gençliğin örgütlerinin geniş bir birleşik cephesinin acil önlemler için, bir siyah çoğunluk hükümeti için ve işçi sınıfı ve gençliğin bir hükümeti için ileri atılmasının tam vaktidir.

MAFA KWANISAI Mafa, Chimurenga Vangard– Zimbabve

Benim adım Cde Mafa Zimbabve Chimurenga Vanguard üyesiyim!

Bu tarihi anda bizler İşçi Enternasyonali ile dayanışma içerisindeyiz. Kapitalizmin krizde olduğu bir gerçek. Kapitalist oligarşi karaböcekler gibi ölen milyonların hayatlarını nasıl kurtaracağı konusunda hiçbir fikre sahip değil.

Zimbabve’deki durum ülkemize batı emperyalizmi tarafından dayatılmış olan olan ekonomik ambargodan dolayı daha da kötü.  IMF kemer sıkma politikaları kamusal sağlık hizmeti sistemlerini ortadan kaldırmış ve yoksullar için çok pahalı hale getirmiş durumda.

Virüsle mücadele için ABD ve İngiltere tarafından yapılan bağışlar Zimbabve halkına yönelik bir hakaret ve iki yüzlülüktür. Son 20 yıldır bizim kamu sağlık sistemimizi onların ambargoları mahvetti. Milyonlarca insan önlenebilir hastalıklardan ölüyor. Bizler ilk olarak ambargonun kaldırılmasını talep ediyoruz.

Hükümetlerimizin virüsle başa çıkabilecek yeterli ekipmanı ve parası yok. Pandemiye karşı tek etkin ve en ucuz önlem sokağa çıkma yasağı ve sosyal mesafe. Bu ise kalabalık şehirlerde imkansız, burada işçi sınıfının çoğunluğu sağlığa çok uygun olmayan barınaklarda yaşıyor. Zimbabve’de ambargolardan dolayı insanların %90’ı işsiz. Çoğu günübirlik yaşıyor. Geçimlerini sağlamak için dışarı çıkmak zorundalar. Yani seçenekler ya açlıktan ya virüsten ölmek. Afrika’da milyonlar yoksulluktan dolayı ölecek.

Bu kriz Sosyalizm olmadan bir gelecek de olmadığını ispatladı! Ve Devrim olmadan da Sosyalizm olmaz! Ve İşçilerin Uluslararası Partisi olmadan da devrim olmaz.

Bu ülkelerin virüsle mücadele edebilmelerine izin vermek için Zimbabve, Küba, İran, Venezüella ve Kuzey Kore’ye uygulanan ambargoların derhal ve koşulsuz kaldırılmasını talep ediyoruz!

Afrika aşıların deneneceği laboratuar değildir!

Afrika ülkelerinin tüm dış borçlarının derhal silinmesini talep ediyoruz!

Tüm bankaların ve toprakların kamulaştırılmasını ve borsanın lağvedilmesini talep ediyoruz!

Herkes için ücretsiz su, elektrik, sağlık ve eğitim talep ediyoruz!

Emperyalist ülkelerde daha yoksul ülkelerin ürünlerine yönelik uygulanan korumacılığın kaldırılmasını talep ediyoruz.

Dünyanın tüm işçileri birleşin; zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok!

MARAT SANTOS HUAMÁN, Diyalektik Felsefi Çalışmalar Merkezi Genel Sekreteri – Peru

Karşı karşıya olduğumuz kriz, tabi olduğumuz vahşi kapitalizmin ürünüdür. Bu ister doğal alanların kar hırsı ile istilasının sebep olduğu bir pandemi olsun, ister dünya egemenliği için bir bakteriyolojik savaş olsun, bizlerin evlerimizde hapis kalmamıza sebep olan kapitalizmin ekonomik modelidir.

Bu sağlık krizi bugün bizlere kapitalizmin gerçek yüzünü gösterdi: güvencesiz sağlık sistemleri, işçiler için minimal güvenlik ve hijyen, hükümetlerin baskıcı tutumu ve ekonominin ve kar düzeninin en önemli olarak görülmesi, insanların hayatlarından önce gelmesi. Yeni sorunlar da doğuyor: ihmal edilen eğitim sistemleri, en fakir kesimlere yardım ulaştırılamaması, büyük şehirlere aşırı kalabalık nüfusların yığılması, vb. Tüm bunlar bu sistemin işlemediğini ve sosyalist bir alternatif inşa etmenin ne kadar acil olduğunu gösteriyor.

Kriz burada; ve yine de çözüm olarak önerdikleri bizleri vergiler ile, işçi sınıfının paraları ile çöküşe götüren bu aynı modeli korumak. Kamu hizmetlerini güçlendirmek yerine öncelik bankaları ve özel sektörü kurtarmak için milyonları vererek ekonomiyi kurtarmak olarak görülüyor.

Buna izin vermeyeceğiz! Artık aramızdaki farkları bir kenara koyma ve tek bir blokta birleşme vakti. Krizin faturasını işçi sınıfı ödememelidir.

Faturayı zenginler ödesin! “Kurtarılması gereken işçiler, gençlik ve insanlıktır! Bankalar ve kapitalistler değil!”

Marc Simete, öğretmenler sendikası – İsviçre

Yoldaşlar, tüm ülkelerin işçileri, sizlere İsviçre’den, daha özel olarak da uluslararası bir şehir olan Cenevre’den kardeşçe selamlarımı gönderiyorum.

Merhaba yoldaşlar,

Benim adım Marc Simete. Öğretmenim, sendikacıyım, Cenevre’de kamu hizmetleri sendikaları federasyonunun eski başkanıyım. Sendikalar arası federasyondaki başkanlığım döneminde toplumumuzu kemiren gerçek hastalığa karşı mücadele ettim. Bugün de size Covid-19’dan bahsetmeyeceğim. Elbette bu pandemi günün konusudur. Ancak hayır ben kamu hizmetlerimizi, işçileri yıkıma uğratan, kemer sıkma dayatan, tahammül edilmez bütçe kesintileri yapan, kısacası tüm dünyada işçilere kötü muamele eden neo-liberal ekonomiden bahsedeceğim.

Bu neo-liberalizm, ki tümüyle çoğunluğa rağmen azınlığın kar elde etmesine odaklanmış bir sistemdir; bu sistemi bugün yıllardır güçsüz bırakılmış sağlık sistemlerimizde görebiliyoruz.  Cenevre’deki üniversite hastanesinde yüzlerce kadronun boş olmasında görebiliyoruz. Maskelerimiz eksik, el dezenfektanımız eksik, diğer heryerde olduğu gibi burada da böyle çünkü tasarruf etmek adına bizler bu duruma hazırlıksız yakalandık.

İsviçre büyük ilaç şirketlerinin — Novartis, Roche ve diğerleri — diğerlerinden daha iyi bir şey yapmayı beceremediği bir ülke; her zaman daha fazla kâr için ve daha az insanlara hizmet için çalışıyorlar.

İsviçre’de çarklar dönsün diye, bu kârlar az sayıda insanın cebine gitmeye devam etsin diye işe gitmek zorunda olan işçiler hiç de korunmuyorlar; maskeleri eksik, el dezenfektanları eksik. Belki bazı şirketlerde güvenli mesafeye de dikkat edilmiyor. Elbette tüm bunlar birçok soruna yol açıyor ve bizlerin, sendikacıların kaygılarına yol açıyor.

Dahası her seferinde büyük şirketlerin, çokuluslu şirketlerin, büyük grupların kurtarıldıklarını görüyoruz, çünkü elbet her zaman “ekonomiyi” desteklememiz gerekir. Ama ne yazık ki kendi hesabına çalışanlar, en azından bazıları ve özellikle de geçici işçiler, güvencesiz işçiler kurtarılmıyor. Şu anda onlar en iyisinden kredi kullanabilecekler ve bunları da geri ödemeleri gerekecektir. Dolayısıyla İsviçre’de yaşayan en dezavantajlı kesimlerin durumunu kavrayabilirsiniz.

Sevgili yoldaşlar, bence bugünkü durum karşısında güçsüzleşmeyi kabul etmemeliyiz. Gün tüm emek güçleri için daha iyi koşullar talep etme ve aynı zamanda da asli iklim standartlarını sağlama günüdür. Ancak bu bizlerin 21. Yüzyılın gerektirdiği şekilde modern insanlar olarak ilerleyebilmemizi sağlayacaktır.

Hepinizin 1 Mayıs’ını kutlarım,

İsviçre’den saygılar sunarım,

Hoşçakalın, teşekkür ederim.

Mário Tomé, 1979-83 ve 1991-95 dönemleri Parlamento üyesi – Portekiz

Selamlar Yoldaşlar,

Benim adım Mário Tomé. Ben bir Portekiz subayıyım, emekli albayım.  Sömürge savaşına son vermek için faşizmi deviren yüzbaşılar hareketinin içindeydim. Zaten bu savaşlar o ülkelerdeki özgürlük hareketlerince kazanılma sürecindeydi. 

Bugün 1 Mayıs’ta sizleri ve işçilerin mücadelesini selamlamak istiyorum, işçilerin sosyalizm için uluslararası mücadelesini, muhakkak kapitalist sisteme son verilmesini gerektiren bu mücadeleyi selamlıyorum.

Yaşadığımız pandemi, hükümetler tarafından insanlara korku salmak için ve hepimizin aynı gemide olduğu, hepimizin birleşmesi gerektiği izlenimini yaratmak için kullanılmaktadır ve yaklaşan ekonomik ve toplumsal krize nasıl bir yanıt verdiğimiz çok ciddi bir etki yapacaktır.

Bizler, devrimciler olarak bu duruma uygun bir tepki vermeliyiz. Ve uygun tepki nasıl doğayı bozanın kapitalist sistem olduğunu göstermeyi içermelidir, nasıl iklim değişikliğini yaratanın kapitalist sistem olduğunu göstermelidir.

Bu ekonomik ve sosyal krize karşı vermemiz gereken mücadele ile iklim değişikliğine karşı mücadeleyi bir araya getirmek için uygun bir yaklaşım olabilir.

Şuna inanıyorum ki dünyada devrimci bir dönüşüm için koşulları yaratmayı başaramazsak, ki aslında mevcut koşullar buna daha fazla umut ve coşku ile yaklaşmayı mümkün kılıyor, teknolojik gelişmelerden ve “bilimsel enternasyonalizmden” dolayı kendimizi bir tür küresel teknolojik faşizme tabi olmuş halde bulabiliriz.

Bence bu tehdit karşısında tek bir alternatif var: Halkların devrimi, sosyalizme doğru yol alacak proleterya devrimi. Hepinizi kucaklıyorum. Mücadele devam ediyor.

Teşekkürler.

Maritza BASTIAS, hemşire, ATE üyesi, Şili

Benim adım Maritza Bastias, Şili’li bir hemşireyim ve ATE üyesiyim. Sizlere Uluslararası İşçi Komitesinin organize ettiği bu mitingde seslenmek, kısaca ülkemizdeki işçilerin ve belli ezilen kesimlerin içinde bulunduğu durumu aktarmak ve aynı zamanda da katılımcılara bir çağrı yapmak istiyorum.

18 Ekim 2019’da bildiğiniz gibi 30 yıldır farklı farklı hükümetlerin hiçbirinin çare olmadığı balon patladı. Bunlar Şili’deki “sol kanat ve ilerici” isimleri olan hükümetler idi. Balon ise Pinochet diktatörlüğünün 17 yıl boyunca kanla dayattığı sömürü koşullarından başka bir şey değildi.  Özetleyecek olursak güvencesiz bir işgücü, yağmalanmış ücretler, sağlıkta, emeklilikte, eğitimde ve tüm temel hizmetlerde özelleştirme. Tüm bunlar bir borç yükü altında yaşamını sürdürmeyi getirdi: Halkın %80’i bu tür bir yaşama zorlandı; bunların %50’si ise borçların geri ödeyemez durumda. 18 Ekim’de patlayan ve tüm kurumları krize sürükleyen balon buydu. Bu kriz karşısında tüm geleneksel partiler, milyonlar sokakta olduğu halde, batmakta olan bir siyasi rejimi kurtarmak için ona destek vermeye, oksijen sağlamaya soyundular.

Şu andaki koronavirüs salgını ve halk üzerindeki etkileri de bu özelleştirme politikaları ile ilişkisi içerisinde anlaşılmalı; çünkü bu politikalar kamu kaynaklarını tüketti. Ama durum sadece buna da indirgenemez. Mevcut hükümet ve “sol” tabelalı partiler bu durumu işçilere yönelik en korkunç saldırı için fırsat olarak kullandılar.  Parlamentoda şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda işten çıkarmayı serbest bırakan, işçileri işsizlik parası alarak izne ayrılmaya zorlayan yasayı kabul ettiler. Diğer yanda ise vergilerden elde edilen milyonlar bankalara ve patronlara aktarılıyor. İşçiler ve aileleri arasında çelişkili duygular dalgası uyandı; pandemi korkusu ile yoksulluk arasına sıkıştırıldılar. Ama ülkenin her köşesinde direniş de yükseliyor. Ya pandemiden ya yoksulluktan ölmek ile hayatta kalmak arasındaki çıplak gerçekliği gören milyonlar var. 

Bizim durumumuzu özetledim ve bu sunumu bitirirken sizlere net bir mücadele mesajı vermek istiyorum: Halkın her kesiminde, her ülkede, işçiler birbirlerinden ayrı ayrı mücadele veriyorlar, güçlerini ve taleplerini ulusal düzeyde ortaklaştırmadan mücadele veriyorlar.

Aynısı hem küresel ölçekte hem de tek tek her ülkede söz konusu. Bu bağlamda bizler uluslararası örgütlenmenin zemininde ilerleme gerekliliğinin kendisini dayattığına inanıyoruz. Enternasyonal sadece bir söylem ya da yaptığımız romantik bir atıf olamaz. İnsanlığı felaketten kurtarmak için bu yönde, bu yolda somut adım atmamız gereklidir.  Kapitalist sistem işçi sınıfının eski siyasal ve sendikal aygıtlarının satılmış tutumları sayesinde ayaktadır. Ama aynı zamanda bizlerin sorumluluğun bizde olduğunu anlayamaması nedeniyle de. Bu 1 Mayıs’ı işçilerin acil olarak ihtiyaç duydukları Enternasyonali inşa etmek için çalışmayı güçlendirmemizi sağlayacak güçlü bir yansımaya dönüştürme çağrısı yapıyorum. Bu yıl toplanacak Dünya Konferansı bir Acil Durum Dünya Konferansı niteliğinde olmalı ve enternasyonal seviyede önemli bir ilerleme kaydedilmelidir.

Sizlere hatırlatmak isterim ki TEK BİR PRATİK ADIM YÜZ PROGRAMA BEDELDİR; KIYAMET BİZE DOĞRU YAKLAŞMAKTADIR; İNSANLARIN KURTULUŞU ANCAK KENDİLERİNİN ESERİ OLACAKTIR VE BUNUN İÇİN BİR DÖNÜM NOKTASINA CESARET ETMELİYİZ.

Çok teşekkür ederim.

Naji Al Khatib (OSDS Grubu– Seküler Tek Devlet) – Filistin

Bu uluslararası işçi bayramında tüm dünyadan işçilere ve özellikle de İsrail’in ırk ayrımcı rejiminin izlediği politikalardan ve ayrıca da Filistin yönetiminin izlediği sosyal ve ekonomik politikalardan dolayı özel zorluklarla karşı karşıya olan Filistinli işçilere selamlarımı gönderiyorum. Bu yönetim yerel burjuvazinin çıkarlarını temsil etmektedir ve işçileri umursamamaktadır.

Tüm dünya işçilerine selamlar!

Pandeminin zorlu koşulları ile yüz yüze olan Filistin işçi sınıfına selamlar!

Bu sağlık krizi esnasında İsrail 10 Mart günü Batı Şeria ile tüm geçiş noktalarını kapama kararı aldı; bu şekilde on binlerce, belki 100 bin işçiyi en az bir ay süreyle işyerlerinde kalmaya zorladı. Bu işçiler evlerine gidemeyecek, ailelerini göremeyecekler ve kendilerine düzgün barınma ve yaşama koşulları da sağlanmıyor.

Filistin Yönetimi İsrail’in bu talebini kabul etti çünkü bu yönetim sadece bir şeyi umursuyor: ciddi bir ekonomik kriz ile birleşen bu sağlık krizi boyunca toplumsal ve ekonomik çalkantı çıkmasının önünü almak. Hem Filistin hem İsrail tarafındaki resmi politika bu; işçileri sömürmek ve onları bunu yapabilecek koşullarda tutmak.

Yakınlarda aynı Filistin Yönetimi bu korkunç koşullarda İsrail sanayisinde ve tarımında çalışmaya gönderilen işçilerin fedakarlıklarını övdü ama bu işçileri Batı Şeria’ya virüsü taşımakla suçlamaktan da geri kalmadı.

Ancak Filistinli bu “yeşil hat” işçileri korkunç koşullarda çalışıyorlar. İsrailli patronların ırkçılığına ve daha da azılı sömürüsüne maruz kalıyorlar. Bu patronlar sağlık krizini işçilerin ücretlerini ödemeyerek veya barınma masraflarını ödemeyi reddederek kötüye kullanıyor. İşçiler dışarıda veya çoğu kez şantiyelerde uyumaya zorlanıyor. 

Bu işçiler çifte sömürüye maruz kalıyor. Hem Filistin komprador burjuvazisi hem de İsrail ırk ayrımcı devleti tarafından sömürülüyorlar.

Umarım Filistin işçi sınıfının özgün koşulları ile ilgili bu mesajı size doğru şekilde aktarabilmeyi başarmışımdır.

Teşekkürler.

Paul NKUNZIMANA, Burundi İşçiler ve Demokrasi Partisi onursal başkanı

Merhaba sevgili arkadaşlar ve yoldaşlar!

1 Mayıs işçilerin dayanışma ve mücadele günü vesilesi ile bu mitingi düzenleyen Bir İşçi Enternasyonali için Uluslararası İşçi Komitesinden yoldaşlara teşekkür etmek istiyorum: İşçi Enternasyonali için Üç Saat. Ve bu mitinge katılan herkese ve tüm dünya işçilerine selamlarımı sunuyorum. 

Benim adım Paul Nkunzimana, Doğu Afrika’daki bir ülke olan Burundi’nin İşçiler ve Demokrasi Partisi’nin onursal başkanıyım.

Sevgili arkadaşlar, yoldaşlar,

Burundi de dünyadaki tüm ülkeler gibi Covid-19’dan etkilendi. Ülke yetkilileri pandeminin etkilerinin çok sınırlı olduğunu söylüyorlar. Örneğin geçen ayın ortasında teyit edilmiş sadece 5 vaka olduğunu, 1 ölüm olduğunu ve 4 kişinin de iyileştiğini açıkladılar. Ama işçiler ve gençler kaygılı ve birçok sebepten dolayı bu pandeminin yayılmasından korkuyorlar. Birincisi tüm faaliyetler normalde olduğu gibi sürüyor. İkincisi herkesin temiz suya erişimi yok. Üçüncüsü yurtdışından gelenler karantina gerçekleştirilen otellerin masraflarını karşılayamadıkları için kaçıyorlar. Son olarak da ülkede Bujumbura’daki Ulusal Kamu Sağlığı Enstitüsündeki tek bir Covid-19 tarama merkezi var.

Sevgili arkadaşlar, yoldaşlar,

Bu durum Dünya Bankası, IMF ve AB eliyle 30 yıldır sürdürülen yapısal uyum programlarının bir sonucu. Bu politikalar emperyalizmin çıkarına özelleştirmeler ve dış borç ödemeleri vasıtasıyla ülkemizi altüst etti, sağlık da içinde olmak üzere kamu hizmetlerini ortadan kaldırdı ve halen de ülkemizin zenginliklerini yağmalamaya devam ediyor. Dolayısıyla bu politikalarla halk kolera, sıtma, basilli dizanteri gibi hastalıklarla karşı karşıya kalıyor ama nitelikli personel, ilaç ve ekipman bulunamıyor ve sağlık kurumlarının altyapıları da yıkılır vaziyette.

Sevgili arkadaşlar, yoldaşlar,

Burundi’de, diğer her yerde olduğu gibi, işçilerin ihtiyaçlarının karşılanabilmesinin yolu ancak emperyalizmden, onun finansal kurumlarından ve çokuluslu şirketlerden kopmaktan geçiyor.

KURTARILMASI GEREKEN İŞÇİLER, GENÇLİK VE İNSANLIKTIR!

BANKALAR VE KAPİTALİSTLER DEĞİL!

YAŞASIN İŞÇİLERİN MÜCADELESİ!

Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Milind Ranade, Yeni Sendika İnsiyatifi (NTUI) sekreteri – Hindistan

Sevgili yoldaşlar,

Bu 1 Mayıs’ta Chicago Hay Market şehitlerini anıyoruz. Birlik, eşitlik ve özgürlük için pankartı en üstlerde tutmuş olanları selamlıyoruz. Nefrete, ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşı seslerini yükseltmiş olanları selamlıyoruz. 30 yıldır yönetici sınıflar liberalizasyonun, özelleştirmenin ve küreselleşmenin ilerlenecek tek yol olduğunu söylediler. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan doğal kaynaklara her şey özelleştirildi.

Korona’yı atlatan İngiliz başbakanı Boris Johnson İngiliz Sağlık Sisteminden dolayı hayatta kaldığını açıkladı. Aslına bakılırsa her zaman kamu sektörüne karşı olmuştu.

Amerika zengin ama kamu sağlık sistemi çok yoksul. Bu nedenle koronadan ölümlerin dünyada en yüksek olduğu yer Amerika. Küba ise en iyi kamu sağlık hizmetine sahip ve Kubalı doktorlar İtalyanlara yardım etmek üzere şu anda İtalya’da.

Hindistan’daki Modi hükümeti ve onun medyası Hindistan’ın yeni süper güç olduğuna inanıyor. Ama Korona ve sokağa çıkma yasağı bu iddiaların ne kadar boş olduğunu ortaya koydu. Hindistan’da ilk Korona hastası 13 Ocak günü tespit edildi ama hükümetimiz Hindistan’ı ziyaret eden Donald Trump’ı hoş tutmak için bir aydan uzun süre direndi. Ülke çapında 24 Mart günü gece yarısı başlayacak olan sokağa çıkma yasağı aynı gün akşam 8’de ilan edildi. İnsanlara hazırlıkları için sadece dört saat verildi. Sokağa çıkma yasağı hiçbir hazırlık, hiçbir planlama yapılmadan ve önemli bakanlardan hiçbirine danışılmadan ilan edildi. Modi’nin tipik anti demokratik yönetim modeli böyle.

Bizde işgücünün %90’ı güvencesiz işlerde çalışıyor. Milyonlarca göçmen işçi şehirlerde sadece kendilerine ait bir ev kiralayamıyor. Ortak evleri paylaşıyorlar. Onlar için sosyal mesafe sağlamak imkansız. Sokağa çıkma yasağının ilan ediliş biçiminden dolayı 24 Mart’a kadar olan ücretlerini alamadılar; sokağa çıkmanın ilk haftasından ellerindeki para tükendi. Bu göçmen işçiler arasında panik yarattı ve köylerine, evlerine doğru yürümeye başladılar çünkü şehirlerarası ulaşım durmuştu. Onları televizyonlarda gördük, yüzlerce kilometre yürüyorlardı; işte Hindistan’daki güvencesiz işçilerin gerçek hikayesi bu.

Son kırk yıldır, liberalizasyon, özelleştirme ve küreselleşme dünya çapında birkaç yüz yeni milyarder yarattı. Ama zenginle yoksul arasındaki uçurum hiçbir zaman görülmediği ölçüde arttı. Halkın %1’i zenginliğin %90’ına sahip. Dünya çapında işsizlik her geçen gün artıyor. Kâr hırsı ile kirlilik seviyeleri tolerans limitlerini aştı. Ekolojik dengesizlik mevcut sorunların üzerine eklenerek onları katlıyor.

Korona sonrası dönemde işçi sınıfına yönelik saldırılar artacak. Birçok kazanım geri alınmak istenecek. Modi hükümeti işçi sınıfı tarafından bağımsızlık mücadelesinde ve son 70 yıldır elde edilen tüm kazanımları geri almak ve girişim yapmayı kolaylaştırmak söylemi altında bunların yerine zalim kapitalizm yanlısı yasalar getirmek istiyor. Asıl amaç sömürüyü kolaylaştırmak. Yüzbinlerce işin kaybedilmesi olasılığı var. İşsizlik ve açlık önümüzdeki yeni zorluklar olacak. Şimdi tüm sendikaların ve tüm sol ve seküler güçlerin ortak bir asgari program etrafında birleşmesi ve işçi sınıfının haklarını ve düşüncesini savunması ve koruması gerekiyor.

1 Mayıs Zindabad (çok yaşa)!

Ricardo Sonny Martinez – Gazeteci – Arjantin

Arjantin’deki durum esas olarak bağımlı, muhtaç duruma düşürülmüş olan ekonomileri olan, uluslararası finans emperyalizminin tasarımlarına tabi ülkeler olan ama kibarca “gelişmekte olan ekonomiler” olarak adlandırılan birçok ülkedekinden farklı değil.

Ekonomik bakış açısından Arjantin onyıllardır büyücek bir dış borca tabi oldu ve bu borç bugün GSYH’nın %98’ine ulaştı. Arjantin’in bu olağanüstü borcunun ilk sorumlusu olan askeri diktatörlükten bu yana gelen tüm hükümetler, son hükümete kadar “şartsız geri ödemeden” “müzakere” ye gidip geldiler – faizlerde veya anaparada bazen daha yüksek, bazen daha düşük indirimler aldılar ama her zaman dış borcun geri ödenmesi temelinde.

Bu düzeyde Arjantin halkı açısından dış borcun gayri meşru olduğu açıktır; bu borç onlarca sefer geri ödenmiştir (özellikle de dört yıllık Macri hükümeti döneminde) çünkü kamunun dış borcu olarak alınan tüm paralar yurtdışına gitmiştir ve izlenirse vergi cennetlerinde bulunabilir. Bu durumda yapılabilecek tek şey dış borçların ÖDENMEMESİDİR, bunların gayri meşru, yasa dışı, ahlak dışı ve insanlık dışı ilan edilmesidir. Ayrıca bu alınan borca kendileri el koymuş olanlar, sermaye kaçışından sorumlu olanlar da yargılanmalıdır. 

Borç sorununun her gün Arjantin halkına geri dönüşü vardır; onları kaçınılmaz olarak işçi sınıfının omuzlarına yüklenen gitgide daha radikal mali düzenlemelere tabi kılmaktadır; oysa büyük zenginler buradan kar elde etmektedir, burada iş çevirmekte, sermaye kaçışı ile birlikte ülkeyi gitgide daha büyük bir borcun içerisine sokmaktadır – ve bunun bedelini de işçiler ödemektedir.

Toplumsal bakış açısından Macri hükümeti nüfusun %40.8’inin yoksulluk sınırının altında olduğu bir durum bırakarak gitti, halkın % 9’u ise muhtaç durumdadır. İşsizlik oranı %10’un üzerindedir – ve bu rakama eksik istihdam ve güvencesiz çalışma dahil değildir. Bunlar da ilave edilse bu rakam üç katına çıkar.

Elbette tüm gezegeni vuran koronavirüs pandemisi tüm bu göstergelerin daha da şiddetlenmesine yol açmaktadır ve bu durumun faturasının da işçi sınıfına çıkartılacağı ve bu şekilde zaten feci olan durumunun daha da kötüleştirileceği öngörülebilir.

Şu andaki hükümetin en fazla ihtiyaç duyanlara gıda dağıtımı yaparak ve küçük ve orta boy şirketlere ekonomik destek vererek durumu hafifleteceği yönünde bir söylemi vardı, ki bu ölçekteki işletmeler Arjantin’deki istihdamın %70’ini sağlıyor. Oysa Paolo Rocca’nın Techint -Rocca’sı gibi büyük şirketler Buenos Aires eyaletinin sanayi bölgesi olan Zarate şehrinde 1500 işçiyi işten çıkardı. Mevcut hükümet işsizlik sorununu çözmekten çok uzak.

Siyasal bakış açısından Arjantin’de karşı karşıya olduğumuz en önemli sorun sınıfın çıkarlarını temsil eden ve savunan bir işçi sınıfı partisinin olmaması. Peronizmin “sınıflar üstü” yapısı ve işçi sınıfı içerisindeki derinlemesine etkisi şuna yol açtı. 1945’te siyaset sahnesine çıkmasından bu yana ve bugüne değin, ülkeyi yöneten hükümetler Peronizmin ifade ettiği çeşitli versiyonlardan biri ile bağlantılı olmuştur; Carlos Menen’in 90’lardaki en Ortodoks neo-liberal politikalarından, Nestor ve Christina Kirchner’in daha halkçı ve daha Keynezyen ekonomilere dayalı politikalarına kadar.

Kapsamlı siyasal ve toplumsal değişim için objektif koşullar olgunlaşmıştır. Orta vadede bir toplumsal patlama öngörülebilir. Soru buna kimin önderlik edebileceğidir.

ASHLEY Ross, Sağlık sektöründen emekli, Toronto – Kanada

Kardeşlerim, yoldaşlar, arkadaşlar, merhaba. Kanada’dan hepinize selamlar. Ben Ross Ashley, Uluslararası Komitenin buradaki muhabirlerinden biriyim ve bu dünya çapındaki 1 Mayıs mitinginde sizlere seslenme olanağı bulduğum için çok memnunum.

Kanada Devleti, Britanya emperyalizminin Kuzey Amerika’daki astı olarak 1867’de kuruldu; son yüzyılda Amerikan emperyalizminin küçük ortaklığına evrildi. Sadece örneğin Küba’ya uygulanan ambargoya ilişkin kimi çekinceler beyan ediyor ama aslında Venezüella’da Amerikan dış politikasını desteklemeye hazır. 

Şu anda kapitalist ekonomiyi ayakta tutmak için büyük miktarlarda finansal destekler hem federal hükümetten hem de eyaletlerden büyük kapitalist şirketlere ve işletmelere aktarılıyor. Örneğin devasa Amazon şirketine tüm ülkedeki hastanelere koruyucu ekipman ve tedavi araçları temin etme işi verildi, oysa Canada Post bunu yapabilirdi. Diğer yandan büyük petrol şirketleri için aslında büyük kurtarma planları olan destekler, güçlü bir kamuoyu kampanyasından dolayı, petrol kuyularının temizlenmesine destek amaçlı veriliyor gibi gösterilerek üzeri örtüldü.

Güvencesiz çalışma her zamankinden de tehlikeli hale geldi. Örneğin evde kalabilenler için gıda tedarik hizmetleri bakımevlerinde yaşlıların ve engellilerin bakımı kadar tehlikeli hale geldi.

Tüm ülkede nüfusun en büyük darbe alan bölümü yaşlılar ve bakımevlerindeki engelliler oldu. Ontario’daki Covid-19 ölümlerinin neredeyse yarısı bakımevleinde yaşandı. Bu evlerdeki destek elemanlarının çoğu özel şirketler tarafından kısmi süreli olarak istihdam edilen kişiler ve geçinebilmek için bu türde iki veya üç yerde çalışmaları gerekiyor. Bu virüsün bir sorunlu bölgeden diğer bir bölgeye taşınmasına katkı yaptı. Durumu daha da kötüleştiren kişisel koruyucu ekipmanlar stoklarının yetersizliğiydi. Basit medikal-cerrahi yüz maskelerinden N95 partikül maskelerine, eldivenlere kadar; tek seferlik olması gereken malzemeler ardı ardına birçok hasta ile temasta kullanıldı.

Eyalet yönetimleri en kötü durumda olan bakım evlerini bile devralmayı kabul etmiyor; en sonunda işçilerin sadece bir bakımevinde çalışabilecekleri yönünde karar aldılar ama ücretlerinin tam zamanlı ücret seviyesine çıkartılmasını önerdiler. Ve tabi bu çalışanların kendileri de hastalanmaya ve ölmeye başladı. 

Quebec’te hükümetin okulları Mayıs ayında açacağına dair bir dedikodu dolandı. Öğretmenler sendikası bir online dilekçe kampanyası düzenledi. Plana karşı yüz yetmiş beş bin imza topladı, şimdi aynı şeyi Premier Legault da savunuyor.

Kamu sektöründe ve yarı kamu sektörlerde birçok kendiliğinden iş bırakma, denetimsiz grev yaşandı, özellikle kaliteli koruyucu ekipman talebi ile, örneğin otobüs ve taksi şoförleri, hastane ve bakımevi temizlik çalışanları, ve benzerleri.

İşçi tabanlı Yeni Demokrasi Partisi’nin patron partileri ile işbirliği yönünden ve eyalet ve federal hükümetlerin en kötü kimi uygulamalarına muhalefet yönünden lekeli bir tarihi var. Şu anda bu parti “düşmana” Koronavirüs’e karşı büyük şirketlerle işbirliğinin erdemlerini anlata anlata bitiremiyor.

Kurtarılması gereken işçiler, gençlik ve insanlıktır! Bankalar ve kapitalistler ve onların karları değil! Mücadelemiz devam ediyor!

Dinlediğiniz için teşekkür ederim. 

Rubina JAMIL, Tüm Pakistan Sendikaları Federasyonu (APTUF) Genel Sekreteri, Pakistan

Tüm Pakistan Sendikaları Federasyonu adına dayanışma mesajlarımı sunuyorum. İşçi sınıfının haklarını elde etmek ve korumak için mücadele eden tüm yoldaşları selamlıyorum. Bildiğiniz gibi Covid-19 tüm dünyada en fazla işçi sınıfını vuran bulaşıcı bir virüs. Tüm dünya ABD’nin, emperyalist kapitalist ülkelerin durumu ne kadar kötü yönettiklerini gördü; burada 40.000 kişi öldü ve neredeyse 1 milyon kişi virüse yakalandı. Neden kapitalist hükümet bununla başa çıkamıyor? Çünkü işçi karşıtı özelleştirme politikaları, sağlık sisteminin özelleşmesi daha fazla borç yaratıyor.

Peki Pakistan’daki, insanların yüzde 69’unun yoksulluk sınırının altında yaşadığı benim ülkemdeki durum nasıl? Asgari ücret 17.500, ABD dolarına çevirirsem 109 dolar ve günlük ücret 3,6 dolar. Birçok kişi içme suyuna erişemiyor. Kapitalist kukla hükümetler işçi sınıfının sorunları ile ilgilenmiyor, işçilerin en temel haklarını inkar ediyorlar.

Güvenceli işler sunmayarak, kamu mülkiyetindeki şirketleri özelleştirerek iş yasalarının uygulanmamasına yol açıyorlar, herkes için sosyal güvenlik ve yaşamaya yetecek bir ücret yok, işyeri teftişleri yok, sendikal özgürlükler kısıtlanıyor.

Gündelik ücretle çalışanlar veya taşeron çalışanlara ilişkin istatistiklerimiz yok. Kadınlar eşit haklara sahip değil ve 100 sayılı eşit işe eşit ücreti düzenleyen ILO Sözleşmesi uygulanmıyor. Tarım işçileri için yasal düzenleme yok, çokuluslu şirketler işçi sınıfının haklarını hiçe sayıyor, toprak reformu yapılmıyor ve emperyalist hükümetler savaşları kışkırtıyor.

APTUF ne yapıyor?

APTUF işçi sınıfını mobilize eden en büyük sendikal federasyondur. Farklı işkollarında sendikalardan oluşur, işçilerin haklarını, hayatlarını ve işlerini savunmak için, kapitalist ve emperyalist ve işçi karşıtı politikalara karşı çıkmak için tüm ülkede toplantılarını ve mitinglerini, protesto gösterilerini yapar.

1 Mayıs günü uluslararası işçi sınıfı olarak bir miting düzenliyoruz, sendikacılar ve mücadeleciler olarak. Biz işçiler, köylüler, öğretmenler, doktorlar, gazeteciler hep birlikte haykırabiliriz; korona tüm dünyayı durdurabilir ama işçilerin talepleri için uluslararası mücadelesini durduramayacaktır.

Yaşasın işçi sınıfı!

Yaşasın uluslararası dayanışma!

Soulé SALAKO, hastane çalışanı, sendika başkanı, Benin

Benim adım Soulé Salako, Benin’de kadrolu hemşireyim ve sendika başkanıyım. Size Covid-19 salgını ile ilgili bazı bilgileri vereceğim.

Benin alarm durumları ile başa çıkacak bir teknoloji platformuna sahip değil. Bugüne kadar –resmi olarak- sadece 35 vaka olmuş olmasına ve bunların da yapay solunuma ihtiyaç duymamış olmasına seviniyoruz. Aslında Benin’de bu solunum cihazlarından yeterli miktarda yok. Benin’e Nisan ayında birkaç solunum cihazı ulaştı ve çok şükür ki bunlara ihtiyacımız olmadı çünkü olsaydı bunlar yeterli olmayacaktı. Bugün Benin’de 35 vaka var. Hükümet bize bu 35 vakadan 16’sının tedavi gördüğünü ve birinin öldüğünü söylüyor. Durum stabil gibi görünüyor. Ancak insan merak ediyor çünkü tüm pazar yerleri açık ve dükkanlar da açık, kısmi veya genel sokağa çıkma yasağı olmadı.

Sadece 15 şehir seyahati kısıtladı, camileri ve kiliseleri kapattı ve ulaştırmayı kısıtladı. Okullar ve üniversitelerin kapanması için gösterilerin yapılması gerekti. Polis bu gösterilerde gerçek mermi kullandı ve bir öğrenciyi öldürdü. Örgütlerin tepkileri sonucunda hükümet 30 Mart’tan bu yana okulları kapatma kararı almak zorunda kaldı.

Yetkililere göre durum kontrol altında gibi görünse de daha üst bir teknolojik donanım gerektiren bir seviyeye yükselmesini istemeyiz çünkü bu durumda Benin kaybedecektir çünkü böyle bir pandemi ile baş edecek personele ve teknolojiye sahip değil. 

Messan LAWSON – Togo

Bu uluslararası 1 Mayıs mitingine katılan herkese günaydın ya da iyi akşamlar!

Afrika’da uzun süredir izlenen ve Afrika’daki hastaneleri ve sağlık merkezlerini tümüyle harap hale getiren bu politika oldu. Afrika’daki hastanelerde tomografi cihazı nadiren bulunabilmekte, solunum cihazları da benzer şekilde çok nadiren bulunmaktadır.

Dolayısıyla Batı Afrika’daki insanların Covid-19’dan değil Bamako insiyatifinin yayılmasından sorumlu olduğu tüm diğer hastalıklardan öldüğü sonucuna varabiliriz, bunlar halkı tedavi olanaklarından mahrum bırakmıştır. Ekonomik durumdan dolayı ölüyoruz çünkü normal durum işsizlik ve istisnai olan durum bir işe sahip olmak.

Ekonomik faaliyetteki daralmadan dolayı insanların kendilerini dramatik koşulların içerisinde buldukları, Batı Afrika’daki işçilerin %70’inin geçimini kayıt dışı çalışma ile, yani günü birlik küçük işlerden elde ettiği ve ancak gündelik olarak hayatta kalmasına yetecek kadar bir gelir elde edebildiği bir durumu yaşıyoruz. Dolayısıyla bu gerçekliği dikkate almadan eve kapanma kararı vermek, ekonomik faaliyeti azaltmaya karar vermek aileleri açlığa mahkum bırakacaktır. 

Batı Afrika’daki durum böyle.

Yaşasın Bir İşçi Enternasyonali için İşçilerin Uluslararası Komitesi!

İşçilerin Kürsüsü, Fas

İyi akşamlar sevgili yoldaşlar,

Size Tribune des Travailleurs (İşçilerin Kürsüsü) isimli Fas’ta çıkardığımız, savaşa ve sömürüye karşı uluslararası mücadelenin de parçası olan gazetenin yazı işleri adına sesleniyorum.

Fas’ta binlerce kişinin ölümüne veya ölümle karşı karşıya olmasının sebebi sağlık sisteminin özelleştirilmesi, hastanelerdeki kötüye gidiş, sağlık ve sosyal güvenlik haklarındaki çözülmedir.

Bağımsızlıktan bu yana bu ülkedeki tüm hükümetler, sağ kanat olsun, sol kanat olsun uluslararası kurumların, Dünya Bankası’nın, IMF’nin dikte ettiği politikaları uygulamak dışında birşey yapmadılar. İşte bu politikalar bizim ekonomik kaynaklarımızı mahvediyor ve kamu hizmetlerini, sağlığı ve eğitimi tahrip ediyor.

Fas hükümeti ülke çapında bir sokağa çıkma yasağı getirdi ama insanların karınlarını doyurabilme imkanlarına bile sahip olmadığı koşullarda. On binlerce aile, ya pandemi ya da açlık arasında iki arada bir derede kaldılar.

Halkı korumak yerine hükümet 17 Mart’ta alınan kararlar doğrultusunda milyonları kapitalistler ve bankalar için ekonomiye enjekte etmeye devam ediyor. Bu tarihte hükümet uluslararası kurumların borç tavanını kaldırma kararını kabul etti. Bu yarın bizlerin ve çocuklarımızın ödeyeceği borçtur, ulusal kamu hizmetlerimizin kötüleşmesi pahasına ödeyeceğimiz borçtur.

Dahası yüz binlerce işçi herhangi bir koruma olmadan fabrikalarda çalışmaya zorlanıyor. Kazablanka’da medikal ekipmanların üretiminde uzmanlaşmış bir fabrikada patronlar koruma sağlanmadan çalışılmasını protesto eden işçileri işten atmakla tehdit etti. Birkaç gün sonra 170’in üzerinde işçinin virüs ile enfekte olduğu anlaşıldı. Peki ya aileleri ve arkadaşları?

Bunun aynısı patronların ve onların hizmetindeki hükümetin karları güvenceye almak için işçileri korumasız çalıştırdığı binlerce şirkette de geçerli. Örneğin Tangier balık fabrikasında, Fez tekstil fabrikasında ve diğerlerinde.

Hükümet kimi sendika liderlerinin de desteğiyle memurların maaşlarından üç günlük ücreti kesmeye karar verdi ama bu arada bankalara ve kapitalistlere milyonlar veriyorlar. İşçi hareketi, işçilerin çıkarları adına konuşan siyasal örgütler ve ulusal sendikalar her türlü “ulusal birlik” dayatmasının karşısında mücadele etme sorumluluğundadır.

Dış borcun iptal edilmesi, tüm ulusal ekonominin millileştirilmesi veya yeniden millileştirilmesi için mücadele; doğal ve ekonomik kaynakların, bankaları ve kapitalistleri değil, emekçileri koruyan kollayan şekilde yönetilmesi için mücadele onların sorumluluğundadır.

Ardarda gelen hükümetlerin tümü de hastanelerde kadroları boş bıraktı. Binlerce doktor ve hemşire yıllardır çalışma koşullarının iyileştirilmesi için grevler yaptı. Ama hükümet bunlara sadece baskıyı artırarak yanıt verdi. Sağlığa ayrılan bütçe, ulusu ve kamu hizmetlerini boğan Yapısal Uyum Programları ile ve dış borç ile yıldan yıla geriledi. Dispanserler yıldan yıla kapandı.

Tribune des Travailleurs ölenlerin ailelerine başsağlığı diler ve pandemiye karşı mücadelede ön safta olan sağlık emekçilerine kardeşçe selamlarını iletir. Kendi imkanları ile ve zor koşullarda uzaktan eğitimde görevlerine devam eden öğretmenlere ve çocuklarının uzaktan eğitiminde onları izlemek için büyük çaba sarfetmek zorunda kalan annelere selamlarını iletir.

Tribune des Travailleurs Fas işçi hareketi ile birlikte şunları talep etmektedir:

  • Bankaların ve sanayi şirketlerinin millileştirilmesi.
  • Tüm kamu hizmetlerinin ve özelleştirilmiş şirketlerin yeniden millileştirilmesi.
  • Tüm dış borç geri ödemelerinin durdurulması.
  • Hükümetin işten çıkarmaları yasaklaması ve işçilere tüm ücretlerinin ödenmesi.
  • Okul öğrencilerinin ebebeynlerine destek verilmesi, öğrencilerin uzaktan eğitimi izleyebilmeleri için bu ailelere bilgisayar, telefon ve internet temin edilmesi hakkı.
  • Hastaneler için, bilimsel araştırma için ve kamu hizmetleri için gerekli fonların ayrılması— bankalar ve kapitalistler için değil.
  • Siyasi tutukluların, en başta da Hirak du Rif militanlarının derhal serbest bırakılması,
  • Egemen bir Kurucu Meclis.

Kapitalist barbarlığa son! Yaşasın İşçilerin Enternasyonali! Yaşasın uluslararası dayanışma! Teşekkürler yoldaşlar!

Zongo Sibri Ablassé, Burkina Faso

Hepinize ve tüm dünyadan yoldaşlara selamlar.

Benim adım Zongo Sibri Ablassé. Batı Afrika’dan, daha net olarak söylersem Burkina Faso’dan, Thomas Sankara’nın memleketinden katılıyorum. Sizlere bu videoyu Burkina Faso’daki tüm yoldaşlar adına, buradaki bilinçli nesil adına çok ciddi bir sorun olduğunu anlatmak için çekiyorum. Nedir bu? Afrika’da bizim tek sorunumuz kapitalizmdir. Bu sistem bize empoze ediliyor, bize istemediğimiz şeyleri gönderiyor, bize istemediğimiz ürünleri sunuyor. Hastalıkları da tedavileri, ilaçları da ortaya çıkaran bu aynı kapitalizm ama bunlar o kadar pahalı ki bizler bunları alamıyoruz.

Ve bu ürünlerin yaratacağı etkiler bizleri mahvedecek. Hayır! Kapitalistler, bizler sizi anladık. Bu yüzden tüm dünyaya, dünyada beş kıtada mücadele eden tüm yoldaşlara bu mesajı yolluyoruz, birlikte ayağa kalkalım ve kapitalist sisteme karşı mücadele edelim. Kapitalist sistem Afrika’dan daha güçlü, bireylerden daha güçlü. İşte bu yüzden ancak tüm halklar birlikte bu sisteme karşı mücadele edebilir.

Aslında bu sistem işsizlik yaratıyor, savaş yaratıyor, hastalıkları yaratıyor. Thomas Sankara buna karşıydı. Şöyle diyordu: “Kahrolsun kapitalizm, kahrolsun emperyalizm!” Artık yeter, bizim hammaddelerimizi çalıyorsunuz, zenginliğimizi çalıyorsunuz. Peki Afrika’nın nasıl gelişmesini bekliyorsunuz? Bu mümkün değil. Bizler bilinçli nesil olarak, Burkina Faso’dan yoldaşlar olarak, bu sisteme karşı mücadele etmeye kararlıyız.

Dolayısıyla tüm dünyadan yoldaşlar, bizler birlikteyiz ve bu mücadeleyi kazanacağımızı umuyoruz. Bu videoyu çekerek size kavgaya hazır olduğumuzu söylüyoruz, mücadeleye hazırız, kapitalizmi silmeye hazırız.

Yıkılsın kapitalizm!