|

İŞÇİ SENDİKALARI

DİSK’in 16 Kongresi İstanbul’da yapıldı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonumuzun (DİSK) 16. Kongresi vesilesiyle partimizin işçi sendikalarına ilişkin yaklaşımlarını kısaca dile getirmekte fayda görüyoruz:

a) İşçi sendikaları işçilerin olabildiğince kitlesel örgütleridir. İçlerinde her türlü siyasi partinin taraftarı olan ya da ona yakınlık duyan işçileri barındırırlar. Dolayısıyla partimizin herhangi bir işçi sendikasının yönetimini ele geçirmek türünden bir hesabı yoktur.

Biz, işçi sınıfımızın sendikalara göre daha küçük bir bölümünü içinde barındırmayı hedefleyen mücadeleci işçilerden oluşan bir işçi partisi inşa etmek için yola koyulduk. Ve bu yolda mücadelemizi sürdürüyoruz.

Ama bir temel ilkemiz var ki hiçbir şart altında ondan vazgeçmeyiz. O da şu: Sendikalar bütün siyasi partilerden bağımsız olmalı (bunlar işçi partileri dahi olsalar) ama işçi partileri de sendikalardan bağımsız olmalıdır.  Yani kimse kimseye talimat veremez. Ne işçi partisi işçi sendikasına ne işçi sendikası işçi partisine.

İKEP’in temel düsturu işçi sınıfının örgütlenme mücadelesine destek olmaktır. Bir konu hariç: Sarı sendikalara hiçbir şart altında destek olmayız, tam tersine yıkılmaları için mücadele ederiz. Ama bu konuya da açıklık getirelim Sarı Sendika nedir? Sarı Sendika bir işyerinde başka bir sendika kurulamasın diye bizzat o işyerinin patronu tarafından çoğunlukla kendi adamlarına gizlice kurdurulmuş olan ve sözleşme yetkisini patron adına almış olan ‘sendika’dır. Bunun dışındaki sendikalara her şey denir ama sarı sendika denmez. Mesela Türk-İş kuruluşundan itibaren patron devletiyle çok içli dışlı bir konfederasyondur ama sarı konfederasyon değildir.

Gelelim korporatist sendikalara. Bunlar mevcut patron devletlerinin hükümetlerinin hesabına çalışan sendikalardır. Dünyada bu eğilim günümüzde çok güçlüdür ve geleneksel işçi sendikaları üzerine bir karabasan gibi çökmüştür. Hem emperyalist ülkelerde hem bizim gibi emperyalizme bağımlı ülkelerde çok faaldirler. Patronlara ve onların hükümetlerine bazen açık bazen üstü kapalı destek verirler. Yönetişim diye bir uygulama uydurmuşlar ve bununla işçileri kandırmak isterler. Nedir bu yönetişim dedikleri? Özce şu: İşçi Sendikaları, İşveren Sendikaları ve Hükümet temsilcileri bir araya gelsinler ve greve meydan vermeden her konuyu kendi aralarında halletsinler.

Aslında bu dünya işçi sınıfının yüz yılı aşkın bir süre önce büyük mücadeleler sonucu elde etmiş oldukları grev ve toplu sözleşme hakkını ortadan kaldıran bir uygulamadır. Bu uygulama niye güçlüdür çünkü bunun başını bizdeki bütün işçi konfederasyonlarının bağlı oldukları üst örgüt olan ETUC ve ITUC çeker. İskandinav sendikaları bu örgütlerin başındadır ve dünyanın bütün ülkelerine o ülkelerin sendika yöneticilerini satın almak için ‘uzmanlar’ ve ‘eğitimciler’ gönderirler. Bu uzmanlar bizdeki sendikaların işçi delegelerine de bu ‘yönetişim’ dersini verirler. Tehlikelidirler, çünkü sözde işçi haklarını savundukları için korporatist olmayan sendikacılarımızı da bu tuzağın içine çekerler. Sonuçta işçi sınıfının sendikalarının yerli ve uluslararası patronlardan ve onların devletleriyle hükümetlerinden bağımsızlığı için mücadele etmek partimizin hiçbir zaman vazgeçmeyeceği görevidir.

b) Bununla bağlantılı ikinci konu Sendikal Demokrasi meselesidir. Yukarıda işçi sınıfının sendikalarının kapsamlı bir mücadele programları olmadığından bir iktidar mücadelesi, bir işçi sınıfı hükümeti mücadelesi yürütemeyeceklerini, bu mücadele için mutlaka bir işçi sınıfı partisine ihtiyaç olduğunu söyledik.

Dolayısıyla mesela sendikaların üst organlarını daha mücadeleci işçilerle doldurmak tek başına yeterli bir mücadele yolu değildir. Sendikal mücadele tarihimiz çok mücadeleci yönetimlerin kısa sürede yozlaştıklarının ya da etkisizleştiklerinin tarihidir. Önemli olan soru şudur: Alttan gelenlere en kısa zamanda yol açılacak mıdır, açılmayacak mıdır?

İşçi liderine mesleğinin ne olduğu sorusu sorulduğunda alacağınız cevap ‘sendikacı’ olmamalıdır. Sendikacılık bir meslek değildir! Hiçbir sendika yöneticisi iki dönemden fazla başkanlık yapmamalı, ortalama işçi ücretinden fazla maaş almamalıdır. Adına yakışır bir işçi sendikasının Genel Kurulunda bütün hesaplar sonuna kadar açık olmalı ve sıradan işçi tarafından denetlenebilmelidir.

Delege seçimleri mevcut yönetimlerin kendi koltuklarını sağlamlaştırmalarının bir aracı haline gelmemeli, tam tersine işçi sınıfının hem sendikalı hem sendikasız geniş kesimlerinin çıkarlarının savunulması amacıyla gerçekleştirilmelidir.  

İKEP işçi sınıfının mücadelesinin bağımsızlığı ve sendikal demokrasi konularının sonuna kadar savunucusu olmayı sürdürmeye kararlıdır.

Peki Türkiye’de bugün sendikalar hangi acil mücadeleleri yürütmelidir?

Öncelikle sendikal örgütlülüğü genişletme ve hak kazanma mücadelesini. Sadece kamuda ya da tek bir büyük işletmedeki örgütlülüğü ile yetinen ve sektördeki geri kalan işçileri örgütleme, hak kazanma mücadelesi vermeyen sendikalar olmamalıdır.

Sendikalar işkolunda taşeron çalışmaya izin vermemeli, bu illet yerleşti ise taşeron işçileri de örgütleyerek onlar için hak kazanma mücadelesi vermelidir.

Sendikalar işçi sınıfının genelini ilgilendiren konularda konfederasyon ayrımı gözetmeksizin bir araya gelerek tutum almalıdır. Yerel düzeyde mücadeleci şubeler platformları, genelde ise Emek Platformu yeniden oluşturulmalıdır.

Özellikle sendika olmayan işyerlerinde mücadele kızıştığında (grev ve fabrika işgali gibi) derhal seçimle oluşturulacak fabrika komiteleri ya da işyeri komiteleri kurulmalıdır. Aslında mücadelenin her zorlu aşamasında bu tür komiteler  oluşturulmalıdır.