|

İşçinin Kendi Partisi Genel Başkanı Cemal Bilgin ile röportaj

“Bundan sonra ne Cumhur ittifakı, ne Millet ittifakı, işçinin kendi ittifakı olacak. Bundan sonra biz de varız.”

İşçinin Kendi Partisi Genel Başkanı olarak mazbatasını alan ve “Artık siyasette biz de varız” diyen Cemal Bilgin ile arkadaşımız Furkan Şafak’ın yaptığı röportajı yayınlıyoruz.

İKEP Genel Başkanı Cemal Bilgin
Cemal Bilgin

Furkan Şafak : Cemal Başkan hoşgeldin, iyisin inşallah.

Cemal Bilgin: Teşekkür ederiz, çok sağolasın.

Furkan Şafak : Kısaca bir kendini tanıtır mısın, tanımayanlar olabilir.

Cemal Bilgin: Evet, biraz meşhur değiliz (gülüşmeler). Buradan herkese selamlar! Benim adım Cemal Bilgin. Yozgatlıyım. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Hastanesinde hastabakıcı olarak çalışmaktaydım. Tabi hastanade hastabakıcı olarak çalışırken sessiz ve duyarsız olmak mümkün olmuyor. Orada taşeron sistemine karşı, esnek çalışmaya karşı, kiralık işçiliğe karşı, taşeron firmalara karşı mücadele veriyorduk. Orada güzel bir mücadele verdik, güzel bir çalışmamız, mücadelemiz oldu.

Furkan Şafak : O zaman zaten bu konuda da sorularımız vardı, onlara geçelim. Taşeron işçilerin kadro mücadelesi ile nereden nereye gelindi? Bu mücadele  sizleri nasıl etkiledi?

Cemal Bilgin: Şöyle, kamuda, belediyelerde, özelde, özelde de büyük sorunlar var, gerçekten taşeron işçiler büyük sorunlar yaşadı. Her yıl taşeron firmalar değişiyordu. Taşeron firmaların sayısını unutmuştuk. Bir yılda o kadar çok taşeron firma değişiyordu ki artık patronun kim olduğunu bile bilmiyorduk. Yani üniversiteler, belediyeler, kurumlar olsun, kendileri bizi diğer taşeron firmalara nakil yapıyordu. Haberimiz bile olmuyordu, evrak hazırlayın diyorlardı, evrak hazırlıyorduk, o şekilde. Tabi taşeron sistemine karşı çok büyük mücadeleler verildi. İşte Çapa Hastanesinde olsun, diğer Türkiye’nin her tarafında olsun, büyük ve güzel mücadeleler verildi. Mücadelenin sayesinde bugüne baktığımız zaman bir, kamuda ve belediyelerde işçi statüsü geldi. Eksiklerine rağmen bir statü geldi, işçi kadrosu diyelim adına. Biz onun adına “Ne idüğü belirsiz ucube bir statü” diyoruz.

Furkan Şafak : Yetinmiyorsunuz bununla yani.

Cemal Bilgin: Tabi, bize bu kadro yetmez. Verilen sözler yerine getirilmedi ve gerçek bir kadro gelmedi. Ama biz gerçek, işte sendikalı, toplu sözleşmeli, sosyal hakların ve özlük haklarının olduğu gerçek bir 657 devlet memuru kadrosu ya da 4D daimi işçi kadrosunu talep ediyoruz devletten, hükümetten. Ama bize bunu vermedi. Bizi yarım bıraktı. İş güvencesi olmayan bir statü geldi bize. Taşeron sistem, taşeron firmalar varken bugün devlet tarafından taşeronluk geldi; taşeron devlet oldu yani. Kendisi yapıyor artık. Onun için buna karşı mücadeleyi de halen sürdürüyoruz.

Furkan Şafak : Başkanım, bu süreç sonunda işçiler siyaset yapmalı dediniz, bu nasıl oldu? Bu noktaya nasıl geldiniz?

Cemal Bilgin: Taşeron sistemine karşı mücadele verirken, iş güvencesi mücadelesi verirken, biz meclisteki tüm partilere gittik. İşte AKP’ye gittik, CHP’ye gittik, MHP’ye gittik, HDP’ye gittik. Hatta mecliste vekili olmayan partilere de gittik Saadet Partisi gibi, diğer ufak partiler gibi. Sürekli bir hak mücadelesi ekseninde buralara gittik ve orada biz şunu gördük: Kendimize birilerini hep aracı kılıyoruz. Nasıl taşeron firmalar bize aracı, taşeron firmalar nasıl bizim emeğimizi, alın terimizi sömürüyor, şimdi tabi biraz ağır bir cümle olacak ama, burada biz iktidara yaklaşmak için sürekli ya CHP’ye gittik, ya MHP’ye gittik ya HDP’ye gittik. Yani onlar bizi iktidara taşıyacak, sesimiz olacak anlamında, sesimizi daha gür çıkarabilmek için. Dedik ki biz de arkadaşlarla, ya arkadaşlar, biz neden bir siyasi oluşuma gitmiyoruz, neden bizler bu siyasete ortak olmuyoruz? Çünkü bizim haklarımızı veren meclis. Kadromuzu, güvencemizi sağlayacak olan meclis ve siyaset. O zaman bu siyasette bizim de yer almamız gerektiğini düşündük. Ve bu şekilde yola çıktık. Arkadaşlar hatta biraz korktular bunu böyle söyleyince. Ama neden; çünkü hep AKP bizi dışladı, işte MHP dışladı, işte CHP yarım yamalak sahip çıktı, işte HDP keza öyle… Yani sahipleniyorlar ama bir yere kadar… Yani sınıf mücadelesini, sınıf siyasetini tam anlamıyla göstermediler. Ve biz bunun farkına vardık mecliste. Yani bu eksikliği gördük diyelim daha doğrusu. Mecliste sınıfın da olması lazım. Sınıf siyaseti olması lazım. Bir sınıf partisi olması lazım, işçilerden oluşan. Oraya gittiğimizde patronlardan hak talep etmenin, çalıştığımız kurumdaki patrondan hak talep etmekten hiçbir farkının olmadığını gördük esasen. Çok ilginç aslında. Biz bunu yaşayarak ve meclise giderek gördük. Ve bunun üzerine de İşçinin Kendi Partisini, işçi arkadaşlarla bir araya gelerek bunu oluşturduk. Güzel bir oluşum da oldu. Kararı bu şekilde verdik.   

Furkan Şafak : Cemal başkan, bu partinin amblemi olan, dünyayı kavrayan işçileri resmeden amblem fikri nereden geldi? Çok güzel bir fikir bence.

Cemal Bilgin:  Evet, şöyle, yine arkadaşlarla bir araya geldiğimizde tabi değişik fikirler de çıktı. Tabi bu konuşmaların etkisiyle uyumuşum, rüyama girdi bu parti amblemi gerçekten. Sabah kalktığımda ilk işim amblemi çizmek oldu, unutmayayım diye. Böyle bir amblemin herkesi temsil edeceğini, işçi sınıfını temsil edeceğini düşünerek arkadaşlara bunu önerdiğimde güzel söylemlerle karşı karşıya kaldım, güzel de oldu. Şimdi amblem, hem biz tamam Türkiye’deyiz ama bu sorunları sadece biz yaşamıyoruz. Dünyada da böyle bir emek sömürüsü var. İşçi sınıfı var. Hem orayla Türkiye arasında bir köprü vazifesini de kuracak bir amblem olsun diye düşünürken arkadaşlara bu şekilde önerdiğimizde güzel bir şey oldu. Hem Türkiye’deki, hem Avrupa olsun, Afrika olsun tüm dünyadaki haksızlığa uğrayan bütün insanları bir araya getirebilecek bir amblem aslında. İçinde emek de var, emeğin çarkı da var. İşçinin Kendi Partisinin dünyada ve Türkiye’de emeği kucaklayacak bir parti olması gerektiğini düşündüğüm için iyi ki de rüyama girmiş diyorum.

Furkan Şafak : Taşerona karşı kadro mücadelesinde birlikte olduğunuz arkadaşlarının partiye dair tutumu nasıl şu anda?

Cemal Bilgin: Parti içerisindeki arkadaşların illerine baktığımız zaman bu anlaşılıyor zaten. Yozgatlı da var, Bursalı da var, Trakyalı da var, Samsunlu da var, İstanbul’dan tutalım Ankaralı arkadaşlara kadar var. Partinin içinde şöyle bir şey de yaptık, sadece bir taraftan olmaması için, gerçekten doğusundan batısına kadar tüm arkadaşlar var. Tepkiler gayet güzel ve olumlu oldu.

Bir de derneklerde mücadele verdik, sendikalarda mücadele verdik ama oralarda bir eksiklik olunca siyasi parti ile bunun tam olgunlaşabileceğini de görmüş olduk. Arkadaşlarda da büyük bir sevinç ve heyecan doruğa ulaştı. Arkadaşlarımıza, herkese sanki böyle bir şeyi beklermişçesine, bir özgüven, bir cesaret geldi. Tabi zorlukları var mı, var. Ama bunun da üstesinden geleceğiz. Yani kendi işimizde nasıl çalışıyorsak partiyi de öyle sahipleneceğiz. Öyle de mücadelesini vereceğiz. Zaten bu mücadeleyi hep birlikte veriyoruz.  Bunun devam etmesi gerektiğini söyleyen arkadaşlar da var. Bu da kendi aramızda bize büyük bir heyecan veriyor.

Furkan Şafak : Başkanım, partinin hedeflerinde neler olacak, işleyiş nasıl olacak?

Cemal Bilgin:  Şöyle, biz zaten bir emek mücadelesi veriyoruz, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı mücadele veriyoruz. İşçinin Kendi Partisi de, adı üstünde, işte işçinin sağlığını, işçinin ekonomisini, işçinin eğitimini, işçinin ne gerekiyorsa, her alanda, işçinin kendi mücadelesinde kendi partisi olacak. Ve gerçekten mevcut düzen ve sistem partilerinden uzaklaşmış olacağız. Çünkü gerçekten onlar emeğe ve alınterine yardımcı olacağı yerde, bizim emeğimizi ve alınterimizi aslında bir bakıma onlar sömürüyorlar. Zaten bu partinin de, bu siyasi oluşumun da, yani bir araya gelmemizin sebebi de o. İşçilerin mevcut düzen partilerinden kurtulup ait olduğu partide olması gerektiğini düşünerek aslında biz bu yola çıktık. Gerçekten de işçiler öyle bir duruma geldi ki artık, artık isteyen konumda olmamalı. Çünkü istediğin zaman karşında patron var. Çalışıyor ve üretiyoruz, kendimiz mecliste bu yasaları aslında biz çıkarabiliriz.  Patronlar değil yani. Bunun için bir bakıma işçiler kendi işini, kendi partisi ile tamamlamış olacak.

Furkan Şafak : Peki güvencesiz çalışma konusunda Türkiye’de bugün ne durumdayız?

Cemal Bilgin:  Zaten Türkiye’de iş güvencesi denen bir şey yok bugün. Adalet ve Kalkınma Partisi AKP döneminde, iyicene, bırakın taşeron işçilerin iş güvencesi mücadelesini, 657 sayılı memurların bile iş güvencesi kalmadı.

Furkan Şafak : Özel sektördeki işçilerin de iş güvenceleri yok.

Cemal Bilgin: Onu hiç düşünemiyoruz zaten. İnanılmaz sömürü koşulları içerisinde çalışılıyor. En ufak bir ekonomik krizde önce azaltmaya gidilecek olan işçiler. İşçiler işten atılıyor. Bunu görmek gerekiyor. Senin burda dinin, ırkın, mezhebin, rengin, cinsiyetin fark etmiyor. Ama bu konuda da kadın işçiler öncelik oluyor ne hikmetse. Bunun da önüne geçilmesi lazım. Daha düşük ücret alıyorlar, yani gerçekten iş güvencesinin yanı sıra daha fazla farklı sorunları da var. Sesi veya sözü hiçbir yerde geçmiyor aslında kadın işçilerin. Mesela iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınsın diyoruz, bu önlemler dahi alınmıyor.

Furkan Şafak : Cemal başkanım, bir de benim bildiğim bir Hollanda deneyimin var senin. Sanırım kaçak olarak çalışıyorsun orada. Bunu anlatabilir misin?

Cemal Bilgin: Evet, doğru (gülüyor). Hollanda’ya da gezmeye gitmedik. Oraya da çalışmaya gittik. Çalışmak nasip oldu bize Hollanda’da da. Ben liseyi bitirdim. 97 mezunuyum ben. O zamanlar yine böyle bir devalüasyon vardı. Babam da o zaman çiniciydi. Çimento, çini bunları satıyordu, imalatını yapıyordu. Develüasyon olunca, dolarla ürünleri alıyorduk o zaman, tabi bizim borcumuz dörde beşe katlandı. Ben de liseyi bitirdim. 98’in sonunda 99’un başında hastaneye başladım hastabakıcı olarak. 2000’e kadar çalıştım. 2000’de Hollanda’ya gittim. Hollanda’ya gitmemin sebebi de ailemin borçlarından dolayıydı. Çok borcu vardı ailemin ve abim evlenecekti o zaman. İşte evin bekar çocuğu kim? Beni uygun gördüler. İşte dediler Cemal Hollanda’ya gitsin, bize para kazansın, getirsin borcu ödeyelim. Bu şekilde dört yıl Hollanda’da çalıştım. Hollanda’da inşaatlarda çalıştım, temizlik işinde çalıştım, çiçek işinde, lale bahçelerinde çalıştım. Yani bilfiil çalıştık, iyi de para kazandık. Ama tabi orada çalışırken illegal olarak, kaçak olarak çalıştım. Ve bu da benim kişiliğimin olgunlaşmasında bir etken oldu. Neden? Çünkü o zaman Hollanda’ya gittiğimde askerliğimi yapmamıştım. Hollanda’da gerçekten çok ağır şartlarda çalıştık. İnşaatta olsun, bahçelerde olsun. Çok ağır şartlarda çalıştık ve bırakın iş güvencesini, sağlık hakkından hiçbir şekilde yararlanamıyorsun, eğitimden yararlanamıyorsun. Devletin hiçbir organından yararlanamıyorsun. Aslında ben orada yoktum, bir hayalet gibisin. Ama üretiyorsun ve Hollanda hükümeti de, devleti de bir bakıma buna izin veriyor. Göz yumuyor ucuz işçilik olarak. Tabi orada da taşeron firmadan çalışıyorsun; sömürünün doruğunu orada ben yaşadım. Benim de biraz bu mücadeleye başlamamın, işçi siyaseti içerisinde olmamın sebebi oradaki deneyimlerimden de kaynaklanmıştır.

Furkan Şafak : Belki orada o iki yüzlülüğü gördün. Öyle Avrupa sosyal devlet, cennet falan değil yani.

Cemal Bilgin: Değil tabi, öyle değil yani. Avrupa’nın da kendine özgü sorunları var. Tabi bazı şeyleri rayına koymuş; fazla tabana, halka yansıtmıyor. Ama onun da sorunları var. Onların da bazı şeyleri artık aşması lazım, orada da bir sınıf siyaseti lazım. Orada da merkez partileri var Türkiye’deki gibi. Dört yıl sonrasında artık gelmeyi düşünüyordum Türkiye’ye. Kalabilirdim de belki ama ben bu mücadeleyi kafamda biraz olgunlaştırdım. Benim ait olduğum yer Türkiye, böyle hissettim ve bu sınıf mücadelesine, hak mücadelesine biraz da ben bu sebepten dolayı girdim. Çünkü eğer bizim Türkiye’de iş güvencesi olsa, istihdam olanakları, iş olanakları olsa kimse yurtdışına göçmen olarak çalışmaya gitmez.

Furkan Şafak : Gitmesin de zaten.

Cemal Bilgin: Gitmez. Gitmemeli de aslında. Bu Türkiye’nin bir eksikliği. Neden biz Avrupa’ya çalışmaya gidiyoruz? 

Furkan Şafak : Hiçbir hak olmadan; yok sayılarak.

Cemal Bilgin: Kesinlikle. Orası başka bir dünya. Eğer Türkiye’de bir sınıf siyaseti olsa, emeğe ve alınterine sahip çıkılsa, işçiler haklı, bilinçli mücadeleyi gösterse, düzen partilerine gitmese, işte bu ayrışma olmasa, burada üreten çiftçiler, hayvancılık yapanlar, üreten köylüler yerinde kalsa, zaten kimse Avrupa’ya gitmez. Ama maalesef işte Türkiye’nin eksikliğinden dolayı, insanlar Türkiye’de olmayan şeyleri gidip de orada bulacak mıyız diye düşünüyorlar. Aslında oraya gittiğin zaman Türkiye’ye dönüşü zor oluyor. Ne diyorlar işte ne Almanyalı, ne Türk. Ortada bir yerde kalıyorsun.  İşte bunlar devletlerin yanlış politikalarından kaynaklanan şeyler. Ezilen hep mazlumlar oluyor, işçiler oluyor, emekçiler oluyor.

Furkan Şafak : Bunu bugün Alman vatandaşı olmuş, üst düzey yönetici olmuş bir mühendis de söylüyor bu arada. Sırf sanayi işçisi, ya da tarım işçisi ya da temizlik işçisi değil. Yani iyi eğitimli, iyi ücret alan, yönetici olmuş, işveren temsilcisi olmuş mühendis de aynı şeyi söylüyor. Ne Türküm, ne Almanım diyor mesela.

Cemal Bilgin: Burada çok ilginç bir şey var aslında. Şimdi bizim Türkiye’de de göçmen işçiler var. Türkiye’deki emekçiler ne oluyor; Suriyelilere karşı bakış açıları gitgide kötüleşiyor. Irkçılık diyelim, ırkçılık ve milliyetçilik yükseliyor. Sınıf siyaseti olsa, bu ırkçılık olmaz. Milliyetçilik olarak bunun aynısı Avrupa’da da var. Avrupa’da da Türkleri istemiyorlar, Türkler de orada göçmen. Nasıl Suriye’lilere bizler burada yanlış gözle bakıyorsak, oradaki Avrupalılar da Türkleri istemiyor. Orada da milliyetçilik yükseliyor. Türkiye’deki milliyetçilik ile Avrupa’daki milliyetçilik arasında hiçbir fark yok aslında. Biz de orada göçmeniz, oranın yerlisi değiliz. Onlar da Türkler buraya geliyor, Araplar buraya geliyor, düşük ücretle çalışıyorlar ve asgari ücretin düşmesine sebep oluyorlar diye bakıyor. Bu ucuz işçilik de onların iş bulamamaları anlamına geliyor. Türkiye’de de aynısı. Suriyeliler nasıl burada ucuza 1500 liraya, 1000 liraya çalışıyor ve biz de ne diyoruz, işi, işçiliği öldürüyor diyoruz. Arada bir fark yok aslında, aynısı. Belli bir kesim de, örnek veriyorum benim gibi Yozgatlılar da, bu koşullarda otomatik olarak milliyetçi oluyorlar. İşte sınıf siyaseti mezhepçiliği, milliyetçiliği her şeyi ortadan kaldıran bir siyaset aslında. Bunun için böyle bir parti çok önemli.

Furkan Şafak : Tam da onu soracaktım, neden işçi sınıfının bağımsız partisi ve neden yönetimi işçilerden oluşan bir parti?

Cemal Bilgin:  Şöyle; işçilerin dertleri çok, sorunları çok ama çare olan kimse yok ve çaresiz bırakılıyorlar. Bilerek çaresiz bırakılıyorlar. Çünkü o meclistekiler pastadan payını ben veririm sana diyor. Buna karar verecek meclistekiler olmaması lazım. İşçilerin kendileri olması lazım. Yani mecliste kendilerini kendileri anlatmaları gerekiyor. Bizim derdimizi biz kendimiz anlatalım. Bizim derdimizi mevcut düzen partileri anlatmasın. İşte AKP, MHP, CHP, HDP anlatmasın. İşçinin Kendi Partisi anlatsın. Neden ben gidip onlara dert yanayım? Çünkü bu sorunların çözümlerini bize gıdım gıdım veriyorlar. Biz bunu gördük, yaşadık. AKP’ye gitmemiz gibi, CHP’ye gitmemiz gibi ve artık yeter dedik. Bunun için de bir araya geldik ve İşçinin Kendi Partisini oluşturduk. Ve bu şekilde de iş güvencesinden sendikal haklara kadar tüm haklarımızı da bu şekilde alabileceğimize inanıyoruz. Güzel de olacak, inanıyoruz, inancımız da yerinde.

Bu ittifaklar oldu işte Cumhur ittifakı, Millet ittifakı. Orada işçi arkadaşlar sordular, Cemal kime oy vereceğiz diye. Dedim ki, arkadaşlar bizim partimiz şimdi örgütlenme aşamasında. Mevcut partilere buyurun verin. Ama şunu söyledik, bundan sonra ne Cumhur ittifakı, ne Millet ittifakı, işçinin kendi ittifakı olacak. Bundan sonra biz de varız. Varlığımızı da göstermemiz gerekiyor. Ve bu işçiler arasında büyük bir heyecan yarattı. İşçi ittifakının gerekliliğini anlatınca, sağlık işçisinden, metal işçisine, temizlik işçisinden güvenlik işçisine, sendikaların işkolları gibi bir araya gelme ihtiyacını bu şekilde anlatınca, bir kişi değil belki binlerce kişi bunun muhteşem bir şey olduğunu söyledi. İşçiler, çiftçiler, köylüler, üretenler, fabrikada çalışanlar bunların ittifakı olduğu zaman mecliste çoğunluk bizim zaten. Aslında biz meclisin içinde şu anda da varız, oradaki çaycıdan temizliğini yapan işçiye, sekreterine kadar zaten biz varız orada. Biz her yerde varız, önemli olan bunun farkına varabilmek, bunu anlatabilmek.

Milletvekili olmak da aslında mevcut düzende pek bir anlam ifade etmiyor çünkü iktidar kimse mecliste onun sözü geçiyor.  İşte bizim buna da karşı olmamız lazım. Ortaklaştırmamız lazım, arz etmemiz lazım, nasıl patronlar sermayesini arz ediyor, bizim de emeğimizi ve alınterimizi arz etmemiz gerekiyor. Yani emeği ve alınterini açmamız lazım, bu örgütlü mücadeleyi açmamız gerekiyor zaten onun için İşçinin Kendi Partisi diyoruz.

Furkan Şafak : Çok teşekkür ediyoruz, yolumuz açık olsun.

Yoruma kapalı