|

LİBYA’DAKi KAOSUN SORUMLUSU DIŞ MÜDAHALELERDİR

La Tribune des Travailleurs (İşçilerin Kürsüsü/Fransa, 8 Ocak 2020)

3O Aralık tarihinde Türk Başkanı Erdoğan’ın Libya’ya Türk askerinin gönderilmesine imkan veren kararı parlamentodan hızla geçirildi (unutulmasın ki Türkiye bir NATO ülkesidir). Bu kararın resmi gerekçesi Trablus Hükümetine yardım olarak gösterildi.
BM tarafından “Milli Mutabakat Hükümeti” olarak adlandırılmış bu Savaş Baronları kümelenmesi Bingazi’de üslenmiş bulunan General Haydar komutasındaki milislerle aylardır çatışma halinde. Moskova’da yetiştirilmiş bir subay olan Haftar gözden düşmeden önce Kaddafi rejiminin sac ayaklarından biriydi ve şimdi paralı askerler ve Rus silahlarıyla destekleniyor. Trablus Hükümeti de paralı askeri birlikler ve Türkiye üzerinden gönderilen eski Cihadcılar tarafından destekleniyor.

Bundan beş gün önce Erdoğan kendini Tunus’a davet ettirerek yeni hükümeti macerasına ortak olmaya şu sözlerle çağırdı: “Libya’daki olumsuz gelişmeler sadece bu ülkeyi ilgilendirmekle kalmayıp başta Tunus olmak üzere bütün komşu ülkeleri de tehdit ediyor.” Erdoğan’ın bu talebi kaos ortamına dahil olmak istemeyen Tunus halkı tarafından derhal geri çevrildi. Buna karşılık Libya’nın MMK Hükümeti Erdoğan’nın açıklamasını şöyle destekledi:”Trablus düşerse Tunus ve Cezayir de düşer.” Cezayirli generaller bu beklenmedik açıklamaya derhal sarıldılar. Çünkü Libya sınırında patlak verecek bir çatışma mevcut rejimi ısrarla defetmek isteyen halk ayaklanmasının ateşini söndürebilirdi. Dolayısıyla Libya’daki çatışmanın uluslararasılaşması bölgenin bütün halkları için bir tehdit oluşturuyor. Tabii bu durumda Libya halkının kendi kaderinin ve ülkenin topraklarına sığınmış bulunan ve genellikle kölelik koşulları altında yaşayan yüzbinlerce Alt-Sahra insanlarının kaderlerinin ne olacağından söz etmeye bile gerek yok.

Bu gelişmeler karşısında Trump Mısır’da hüküm süren eli kanlı General Sisi ile ortak bir açıklama yaparak Libya’ya gerçekleştirilen “dış müdahaleleri” kınadılar! Aynı şekilde Macron da Sisi ile birlikte yaptığı açıklamayla “uluslararası aktörleri ve Libyalıları itidale” davet etti. Macron aynı zamanda “deniz sahaları egemenliği anlaşması”nı kabul etmediğini de özel olarak ifade etti. Oysa ki Erdoğan bu anlaşmaya dayanarak Türkiye”nın Akdenizdeki zengin hidrokarbür yataklarını işlemesini talep ediyordu.

Trump’la Macron açıklamalarına “meşruiyet” kazandırabilmek için Libya’nın komşusu bir ülkenin tufanı olan Sisi’yi ortak ediyorlar. Ama gene de açıklamaları kendilerini ele veriyor. Çünkü gerçekten Libya’yı kaosa sürükleyen dış müdahalelerin ekseninde aslında büyük güçlerin müdahaleleri yatıyor. Yani ABD, Fransa ve Britanya’nın müdahaleleri! Herkes biliyor ki, Libya’da kaosa yol açan Kaddafi rejimini devirebilmek için 2011 yılında NATO’nun bu ülkeye yaptığı askeri müdahaledir. Kuşkusuz Kaddafi rejiminin hiçbir “ilerici” niteliği yoktu, ama ülkeyi Savaş Baronlarına terk eden de NATO müdahalesi oldu. Bu baronlar da mevcut toprakları kendi aralarında paylaşırlarken Libya petrolünü düşük fiyatlardan çokuluslu şirketlere peşkeş çekiyorlar.

Şu halde Trump ve Macron’un Türk ya da Rus “yabancı müdahalesi”nden yakınmaları ya da “Sultan” Erdoğan’ın Akdeniz’deki hidrokarbonlara el atmak istemesini eleştirmeleri açgözlü büyük güçlerin ikiyüzlülüğünün ifadesinden başka bir şey değildir. Ve ne zaman ki BM’nin Libya’daki özel temsilcisi Hasan Selami “dış müdahalelerin artışından kaygı duyduğunu” ifade ediyorsa (Le Monde, 31 Aralık) aslında böyle diyerek gerçekte “dış müdahalelere” yol açan 1973 no’lu 17 Mart 2011 tarihli kararın bizzat BM’ye ait olduğunun üstünü örtmeye çalışıyor. (Bilindiği gibi Rusya ve Çin önce bu karara muhalif kalmışlar, sonraki oylamada da çekimser kalarak aslında yol vermişlerdi).

Halkların egemenliği, başta büyük emperyalist güçlerinki olmak üzere, her türlü dış müdahaleyle uzlaşmazdır. Kendilerinden çok daha küçük olan akbabalara her zaman ahlak dersi vermeye çalışanlar da hep bu büyük emperyalist güçlerdir.