|

SİVİL DARBEDEN SARAY DARBESİNE HAZIRLIK

Bahçeli-Erdoğan Hükümeti bir aydan uzun bir süre düşünüp taşındıktan sonra kararını açıkladı: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri iptal. Yenilenecek olan seçimin tarihi de 23 Haziran. Bu karar seçimlerin sonuçlanmasından hemen sonra da alınabilirdi. Uzamasının nedeni yerel ve uluslararası güçler dengesinin tartılıp hesaplanmasından kaynaklandı. Sonunda İstanbul seçimlerinin çok ötesinde bir anlam taşıyan bu karara varıldı. Artık ok yaydan çıktı. Birçok siyasal yorumcunun haklı olarak ifade ettikleri gibi ilan edilen karar aslında bir sivil darbe anlamına geliyor. Ama yaydan çıkan oku burada tutabilmek mümkün değil. Görünen o ki bunun devamı gelecek ve bu bir aylık süre içinde olası gelişmelerin hepsinin planlaması en ince ayrıntısına kadar yapılmış. Muhalefet cephesi açısından aynı hazırlıkların yapılmış olduğunu söyleyebilmekse pek mümkün değil. CHP’nin başını çektiği muhalefetin hesabı 23 Haziran tarihinde yapılacağı ileri sürülen seçimlerde en geniş demokrasi cephesini kurarak Ekrem İmamoğlu’nun seçimleri üstelik bu kez çok daha farklı bir skorla kazanmasını sağlamaktan ibaret. Oysa Bahçeli-Erdoğan Hükümetinin planları İstanbul seçimini aşıyor. 

Hesap daha köklü bir rejim değişikliği

15 Temmuzdan bu yana “Feto ile mücadele ediyoruz” gerekçesine bağlı olarak TSK’dan Emniyete, oradan Özel Harekat birliklerine, oradan yargının kilit noktalarına, oradan eğitim kurumlarına, el hasılı devletin bütün kilit noktalarına Bahçeli’nin yandaşları yerleştirildi. Şu anda devlet aygıtı neredeyse ağırlıklı olarak Bahçeli’nin emrine verilmiş durumda.. O kadar ki mevcut yönetim Erdoğan destekli bir MHP Hükümeti gibi faaliyet gösteriyor. Zaten Bahçeli’nin önerisiyle gerçekleştirilmiş olan Başkanlık sisteminin bu yolu açması da kaçınılmazdı. Bu sisteme geçişle birlikte aslında AKP devreden çıkartıldı ve Bakanlar Kurulu doğrudan Erdoğan’ın olduğu kadar Bahçeli’nin de bakanlarıyla dolduruldu. Mevcut süreçte AKP’nin bir çözülme içinde olduğu ayan beyan ortada ve bu durum kendini sadece seçim sonuçlarında göstermiyor. Parti içinden yeni partilerin doğacağının sinyalleri her gün veriliyor. İşte bütün bunlardan dolayı Bahçeli’nin ortaya attığı beka sorunu kendisiyle Erdoğan’ın yakın çevresi için fazlasıyla geçerli olduğundan 12 Eylül 1980 ürünü rejimle bile devam etmek artık mümkün görünmüyor. Bu yüzden ilan edilen seçim tarihine kadar veya o sırada bir saray darbesiyle yeni bir rejime geçmek bu ikili için zorunluluk haline gelebilir. 

Partileri, işçi sendikalarını ve muhalif tüm basın yayın organlarını devre dışı bırakacak bir rejim 

Mevcut muhalefet partileri bütün zayıflıklarına rağmen, mevcut işçi sendikaları bütün ürkekliklerine rağmen, Hükümetin denetimi dışında kalan çok az sayıdaki basın yayın organı bütün etkisizliklerine rağmen eğer bu hükümet için bir “tehdit” oluşturuyorlarsa veya Tayyip Erdoğan’ın  özlü biçimde ifade ettiği gibi  rejim hala toplum üzerinde “hegemonyası”nı kuramamışsa değişmesi gerekmektedir. Bu değişiklik arzusunun ne yönde olacağını da en berrak biçimiyle kuşkusuz Devlet Bahçeli dile getirmiştir: ” Artık ne zaman şu seçim belasından kurtulacağız?”  Bütün bunlar aslında mevcut hükümetin ne kadar zayıf ve kırılgan olduğunun da göstergesidir. Ama politikada zayıflık ve kırılganlık daha da fazla saldırgan olmanın önünde bir engel teşkil etmediği gibi tam tersine bu saldırganlığı arttırabilir de. 12 Eylül 1980 ürünü mevcut rejim altında bile elinizin altındaki bütün güçlerle toplumun çoğunluğunu denetiminiz altında tutamıyorsanız, işçilerin kıdem tazminatını nasıl kaldıracaksınız, büyük patronların lehine olacak bütün ekonomik “karşı reformları” nasıl hayata geçireceksiniz? Kürt halkının yasal temsilcilerini hapiste tutmaya nasıl devam edeceksiniz? Bunların hepsini yapabilmek için demokrasinin en ufak kırıntılarını da yok etmek, dolayısıyla siyasi partilerin faaliyetlerini askıya almak, işçi sendikalarını ve muhalif basını susturmak gerekir. Bu ise mevcut rejimi bile değiştirmeyi göze almayı gerektirir.

23 Haziran tarihli seçim ?

23 Haziran tarihli İstanbul seçimi inandırıcı değildir. Bu İmamoğlu’nun ifade ettiği gibi şenlikli bir seçim olmayacaktır. İktidar bloku seçimi kaybettiğini  gördüğünde pekala bunu yaptırtmayabilir. Dolayısıyla bu seçimlere asılmak  ve bu bloku yenilgiye uğratmaya çalışmak işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve emeklilerin yapmaları gereken ilk mücadeledir. “ Bu seçimlerden nasıl olsa bir şey  çıkmaz  dolayısıyla bunu boykot ederek kendi işimize bakalım” anlayışı geçen seçimde bir kere yanlış idiyse şimdi iki kere yanlıştır. Biz, İşçinin Kendi Partisi (İKEP) olarak demokrasinin kalan kırıntılarını dahi savunmak zorundayız.  Bunlar savunulmadan daha ileri kazanımlar elde etmek mümkün değildir. Biz, seçimi kazanması için oy vereceğimiz adayın partisinin üyelerinden daha kararlı biçimde sandıklara gidişi ve oy kullanımını savunacağız. 23 Haziran günü sandıklara gitmeyi örgütlemek bile kitlesel bir eylem hattı kurmak olacaktır. Bizim şiarımız “Kitlelerin önünde ama kitlelerle birlikte!” olacaktır.  Mücadelemizin yolunu açacak olan demokrasi mücadelesi bunu gerektiriyor.    

8 Mayıs 2019 

İŞÇİNİN KENDİ PARTİSİ (IKEP)


Bahçeli-Erdoğan Hükümeti bir aydan uzun bir süre düşünüp taşındıktan sonra kararını açıkladı: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri iptal.

Yoruma kapalı