|

Ergenekon ve AKP Davaları / Şadi Ozansü

Ergenekon Davası’nı iyi okumak lazım. Bir olayın sonuçlarıyla ilgilenip nedenine bakmamak herhalde bizim işimiz olmasa gerek. İşin aslı hepimizin bildiği gibi nam-ı diğer “kontrgerilla”! Bu davayı incelerken Sovyetler Birliği’ni tahlil dışı tutmak son derece anlamsız olur. Dolayısıyla kontrgerillayı 2. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği dönemi ve sonrası olarak değerlendirmek, işin başlangıç noktası olarak alınmalı. Daha eskilere uzanmadan, işi 12 Mart sonrasıyla sınırlı tutarsak (ki tutmalıyız, yoksa İttihat Terakki modası devreye girer) önemli ipuçları yakalayabiliriz. Bilindiği gibi, 12 Mart ile 12 Eylül arası kontrgerilla faaliyetinin esas amacı, Sovyetler Birliği’ne karşı güçlü bir Türk devletinin varlığını hedeflemesidir. 1977’den itibaren adım adım gerçekleştirilen bütün cinayet ve katliamların amacı, 24 Ocak kararlarının uygulanması için işçi örgütlerini dağıtacak 12 Eylül askeri darbesinin meşru gösterilmesidir. 12 Eylül aynı zamanda hem Sovyetler Birliği’ne karşıdır hem de yeni İran devletine. Tümüyle ABD’nin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Ama aynı zamanda bugünden farklı olarak Türkiye’nin zayıflatılmasına da karşıdır. O dönemin kontrgerilla cinayetlerini bu merkezde görmek gerekir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise, yani 91’den sonra, artık ABD’nin “güçlü” bir Türk devletine ihtiyacı, dünyada herhangi bir “güçlü” devlete de ihtiyacı kalmamıştır. Niye ve kime karşı olsun ki? Ergenekoncular, dünyadaki bu büyük değişikliği kavrayabilecek çapta değillerdi. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün hemen ertesinde, henüz daha ABD tarafından desteklenmeye devam ediliyorlardı (Olağanüstü Hal Bölge Valilerini unutmayalım). Cinayetlerini bu çerçevede sürdürdüler. Kendilerini besleyen, dünya eroin yollarından onlara pay sunan ABD’nin desteğinin her daim süreceğini sandılar. Hele de radikal İslam’a karşı daha da desteklenmeliydiler. ABD’nin kontrgerillaya desteği Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiyle son buldu. ABD, artık Kuzey Irak’taki Kürt hareketini de önemli bir müttefik olarak görmeye başlamıştı. Artık yeni bir dönem açılmıştı. Bunun şaşkınlığını yaşayan kontrgerilla serseri mayına döndü. ABD’den hem nefret ediyor hem çekiniyordu. Cumhuriyet mitinglerini kışkırttı; ama iş ABD’ye, AB’ye ve NATO’ya karşı taleplere dönüştüğünde, “artık bu kadar yeter!”dedi. Ergenekon operasyonu ABD’nin kendi üzerinden bir safrayı atmasıydı. Safra atıldı. Kendisi bir emperyalizm beslemesi olan Ergenekon, kurum olarak emperyalizme karşı olamazdı. Ama yürüyen kitlelerin antiemperyalist özlemleri vardı. Bu özlemler hala var, hem sadece laik kesimlerde değil İslamcı kesimlerde de var. İşçi Kardeşliği Partisi bu özlemleri buluşturmanın partisidir.

Anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist olunmaz tartışmasına hiç girmeyelim, tabii ki işçi sınıfı dışında tutarlı anti-emperyalist bir güç olamaz; ama bağımlı ülkelerde ezilen kitlelerin yaşayarak ve görerek anti-emperyalizmden anti-kapitalizme varacaklarını da unutmayalım. İşte bunun için egemen bir kurucu meclis çağrısı yapıyoruz.

AKP davasına gelince. Ana dava Ergenekon’dur. AKP davası Ergenekon Davası için açılmıştır ve onun diğer yüzüdür. Sonuçta bu iki dava birbiriyle çarpıştırılmıştır ve tabii ki kazananın kim olacağı önceden biline biline.

Yoruma kapalı