|

YSK’NIN SİVİL DARBESİ BOŞA ÇIKARILDI… BAHÇELİ’NİN DAYATTIĞI SARAY DARBESİ ŞİMDİLİK ENGELLENDİ… PEKİ ŞİMDİ NE YAPMALI?


Bahçeli/Erdoğan Hükümetinin gerçekleştirdiği YSK kaynaklı sivil darbe girişiminin bir Saray Darbesine dönüşmesini engellemenin yolunun 23 Haziran seçimlerini yüzbinlerce oy fark yaratarak bir siyasal demokrasi eylemine çevirmekten geçtiğini seçimlerden üç gün önce ileri
sürmüştük (İKEP Bidirisi, 20 Haziran 2019) . Bu görüşümüz fazlasıyla gerçekleşti. YSK eliyle gerçekleştirilen Sivil Darbe (seçimlere el koyma) sonucu yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri hem bu darbeyi boşa çıkardı, hem de Bahçeli’nin dayattığı Saray Darbesi (demokratik rejimin bütün kalıntılarını en azından bir süre askıya alma) ihtimalini en azından şimdilik engellemiş oldu. Dolayısıyla İstanbul halkının seçimlerde gösterdiği muazzam siyasal demokrasi eylemi beraberinde her türlü övgüye layık bir zafer getirdi. Daha önceki bildirimizde ifade ettiğimiz gibi kitlelerin açık bir diktatörlük rejimine geçişi engellemeleri için birkaç bin oy yeterli değildi, en azından birkaç yüz bin oy gerekliydi. Başta Erdoğan/Bahçeli rejiminden nihayet kopmaya başlayan emekçi halk kesimlerinin oylarıyla birlikte bu oylar sadece İstanbul’da 800 bini aştı. Varın Türkiye çapındaki gerisini hesap edin. Tabii ki bu şartlar altında bir Saray Darbesi artık kolay kolay devreye sokulamazdı.

Birinci dereceden suçlu Başkanlık Rejimidir

Dikkat edilsin. Başkanlık Sistemi değil Başkanlık Rejimi diyoruz. Çünkü mesele basit bir seçim sistemi meselesi değildi. Ülkenin yıllardır kör topal süregelen rejiminin önüne bir de” 2023 Hedefi” ( Cumhuriyet’in 100. Yılı hedeflenerek) konularak kalan bütün demokratik kırıntıların ortadan kaldırılması meselesiydi. Yani, yeni dönemde bütün siyasi partiler (ki buna AKP bile dahildir) ortadan kaldırılmalı, işçi sendikaları ancak tek liderin emri altındaysa yerlerinde kalabilmeli, seçimler (kiminle yapılacaksa?) sürekli baskı altında ve hileli gerçekleşmeli, kimse tek lideri eleştirmemeliydi. Hedeflenen böyle bir rejimdi. İstanbul seçimi böyle bir rejime geçişin yolunu açacaktı ki halk bunu engelledi.

Peki Şimdi Ne Yapılmalı ?

Şu anda işçi sınıfının ve ezilen – sömürülen halk sınıflarının önünde çok büyük bir imkan doğmuş bulunuyor: Başkanlık Rejimi kaldırılabilir. Bunun yolu ise parlamenter sisteme üstelik geçmişte olduğundan çok daha demokratik bir biçimde geri dönmenin yolunu açacak olan demokratik bir Meclisin seçimidir. Demokratik Meclis nedir? Bu tabii ki bir Kurucu Meclis’tir, ama adının ne olduğunun önemi yok, içeriği ve nasıl ortaya çıkacağı önemlidir. Böyle bir Meclis’in oluşması için istisnasız kurulmuş bütün siyasi partilerin bu Meclisin seçimlerine katılabilmesi gerekir. Demokratik seçimde baraj tamamen ortadan kalkmalı ve sıfıra indirilmelidir. En ufak bir oyun bile Mecliste temsili sağlanmalıdır. Mutlak bir nispi temsil olmalıdır. Bütün partilere eşit propaganda imkanı sağlanmalı radyo ve televizyon kanalları eşit olarak hepsine açılmalıdır. Bazı partiler lehine yayın yasaklarını ihlal eden kanallar derhal kapatılmalıdır. Partilerin seçilen adayları bir yanlışları görüldüğünde seçmenleri tarafından vekillikten azledilmeli, yerine gene seçmenleri tarafından yenileri seçilmelidir. Yapılacak böyle bir seçimde şimdi var olan partilerin hiçbirinin geçmiş oylarını almaları mümkün değildir. Böyle bir seçime diğerleriyle eşit koşullarda katılan işçi partisi ya da partileri geçmişte olduğundan çok daha avantajlı olurlar. Ve böyle bir Meclis Türkiye’nin önündeki bütün hayati sorunlarının çözümü için bir miktar devadır. İşçi sınıfının elinden alınmış hakları böyle bir Meclisle kendisine geri verilebilir. Taşeron ve geçici işçilik böyle bir Meclisle ortadan kaldırılabilir. Yıllardır süregelen silahlı çatışmalar böyle bir Meclisin yapacağı yeni bir anayasanın düzenlemeleriyle bitirilebilir. Barış böyle bir Meclisle ülkede hayata geçebilir. Her şey ancak böyle güzel olabilir. Hiçbir yetkisi olmayan mevcut parlamento böyle bir kurucu meclis seçiminin önünde engel teşkil edemez. Bu yol ancak “AKP’de şöyle bölünme olursa, falanca ayrılır ve parti kurarsa gerçekleşebilir” anlayışı toplumsal ve siyasal gelişmelerden hiçbir şey anlamayanların ileri süreceği bir gerekçe olabilir. Politikayla bugün kadar çok az ilgilenmiş bir işçi kardeşimiz bile bunun böyle olmadığının farkındadır. Kaldı ki böyle bir Meclis seçimini dayatmak mevcut meclisteki muhalefet partilerinin milletvekillerinin topluca istifasıyla bile kolayca gündeme gelebilir.

Peki Kesinlikle Ne Yapılmamalı?

Bugünkü koşullarda en yapılmaması gereken mevcut Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının muhalefetin eline geçmesiyle birlikte hiçbir siyasi adım atmadan dört yıl beklemek ve sonunda mesela Başkanlığı kazanması için İmamoğlu’nu ortaya çıkartmaktır. Bir kere böyle bir anlayış Başkanlık rejimini onaylamak demektir ki, İstanbul seçmeninin eylemiyle taban tabana zıttır. İkincisi atılmaması gereken adım hem Başkan hem de parti başkanı olunmaması için bir düzenleme yapmak ve böylelikle Tayyip Erdoğan’a engel çıkartmaya çalışmaktır ki, bu da ilk anlayıştan hiçbir fark göstermez, çünkü o da mevcut Başkanlık Rejimini onaylamaktan başka bir anlam taşımaz. İKEP olarak her türlü Başkanlık rejimine karşı olduğumuzu peşinen ilan ederiz. Nasıl Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık rejimine karşıysak hiçbir konuda ne düşündüğünü bilmediğimiz bir İmamoğlu’nun da Erdoğan’la aynı yetkilere sahip bir Başkan olmasına aynı şekilde karşıyız. Kaldı ki kendisine yöneltilen hiçbir soruya ciddi cevaplar veremeyen/vermeyen ve her soruyu her derde deva “sevgi” kelimesinin arkasına sığınarak cevaplamaya çalışan bir kişiye işçi sınıfı olarak niye güvenelim?

Öte yandan Türkiye’nin büyük patronlar sınıfı (başta TÜSİAD olmak üzere) Başkanlık Rejimine hiç karşı olmadı. Ama onlar zaten Kenan Evren rejimini de hep desteklemişlerdi. Onlar için önemli olan “istikrar” ve hep daha fazla kârdı. Yani koalisyon hükümetleri olmasın ve isterse Erdoğan Başkanlık rejimi olsundu. Öbür patronlar, yani kendilerini Anadolu “Kaplanları” olarak tanıtan ve en küçük bir işçi örgütlenmesine bile karşı olan Anadolu “Çakalları” ise tabii ki otoriter Başkanlık Rejiminden hep yana oldular. Yarın bütün bu büyük patronların olası bir İmamoğlu Başkanlık Rejiminin arkasında saf tutmayacaklarının hiçbir garantisi yoktur. Halk, Cumhur İttifakını yenilgiye uğratarak çok doğru bir adım atmıştır. Ama bu olumlu adımın arkasının getirilmesi bir zorunluluktur.

İşçi Sınıfı Ne Yapmalı?

İKEP olarak işçi sınıfına yukarıdan akıl verme anlayışında değiliz. Biz ancak onunla birlikte varız ve birlikte var oluruz. İktidar mücadelesinde işçi sınıfına yardımcı olmak temel görevimiz. Ama bunun için de işçi sınıfımızın en yoksul kesimlerinin başta İKEP olmak üzere işçi partilerinde örgütlenmeleri bir zorunluluktur. Yukarıda tanımını yaptığımız türde bir Kurucu Meclis için mücadele edilmelidir ancak bugün siyasette işçi sınıfının temsilinin eksikliği söz konusudur. Partimiz bu eksikliği en kısa zamanda doldurma niyeti içindedir. Şu sıralar AKP’den, MHP’den yarın CHP ve İYİ Parti’den kopacak olan sınıf kardeşlerimiz iktidar mücadelelerini İKEP’in saflarına katılarak yürütecekler ve kurucu meclis sırasında ve sonrasında işçi sınıfının Genelkurmayının oluşmasına hizmet edeceklerdir. Çünkü o Genelkurmay yaratılmadan işçi sınıfının zaferi mümkün olmayacaktır. 27.06.1019

İŞÇİNİN KENDİ PARTİSİ (İKEP)

Yoruma kapalı