4 Şubat’ta Trump’ın Gazze Şeridi’ni “kontrol altına alma” tehdidinde bulunması ve burada yaşayan iki milyon Filistinliyi sürerek bölgeyi “Orta Doğu’nun Rivierası”na dönüştürme planını açıklaması hafife alınmamalıdır. Hitler’in Mayıs 1945’teki çöküşünden bu yana, büyük bir emperyalist gücün lideri ilk kez bu ölçekte bir nüfusun kitlesel sürgününü açıkça savunmaktadır.
Trump’ın bu tehditleri, 20 Ocak’tan bu yana dile getirilen diğer emperyalist planlarla birlikte değerlendirilmelidir: Grönland’ın, Panama Kanalı’nın ve Kanada’nın ilhakı, Çin’e karşı hızlandırılmış savaş hazırlıkları, Meksika’ya yönelik tehditleri… “Dışarıya” yönelik bu savaş tehditleri, ABD “içindeki” işçi sınıfına, demokratik haklara ve özellikle de göçmen işçilere karşı yürütülen savaşın bir parçasıdır.
Trump’ın Gazze’ye ilişkin tehditleri son derece ciddidir ve kimse tarafından hafife alınmamalıdır. Bu tehditler, dünya işçilerini ve halklarını doğrudan ilgilendiriyor.
Bu açıklamalar, Ocak ayının sonunda yaşanan tarihi bir olaya doğrudan bir yanıttır, şöyle ki: 500 bin Filistinli – kadın, erkek, çocuk ve yaşlı – yasaklamalara meydan okuyarak onlarca kilometre yürüyüp Gazze Şeridi’nin kuzeyine dönmüş ve “evlerinin yıkıntıları üzerine çadırlarını kurmuştur.” İsrail’in 15 aydır yürüttüğü soykırım – Gazze’nin kuzeyini “boşaltmayı” ve ilhak etmeyi planlayan – on binlerce insanın yaşamına mal olmuş, ancak Filistin halkı ne topraklarından vazgeçmiş ne de ulus olarak var olma iradesinden geri adım atmıştır. 1948’den beri Filistin devriminin temel talebi olan “geri dönüş hakkı” mücadelesi devam ediyor ve bu, emperyalizm için kabul edilemez bir durumdur.
Trump, ABD’nin Gazze’ye doğrudan – hatta askeri – müdahale etme tehdidinde bulunarak, İsrail’in 76 yıldır ABD emperyalizminin Orta Doğu’daki ileri karakolu rolünü dahi sorguluyor. Netanyahu’nun ve İsrail Savunma Bakanı’nın Gazze halkını dünyanın herhangi bir yerine göç etmeye teşvik eden açıklamaları bile Trump’ın ifadelerinin yarattığı şokun yanında hafif kalıyor.
Öte yandan, Trump’ın Gazze’ye ABD askerlerini gönderme ihtimaline dair açıklamalarını inkar eden Dışişleri Bakanı Rubio, ABD emperyalizminin 50 yıl sonra bile Vietnam’daki ağır yenilgisinin hayaletinden kurtulamadığını itiraf etmiş oluyor.
Trump’ın açıklamalarına karşı öfke dolu tepkiler veren Arap rejimleri (Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan), Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve liderleri (Macron, Starmer) kimseyi kandıramaz. Biden ile birlikte Gazze’deki Netanyahu soykırımını ve Batı Şeria’daki suçları destekleyen, İsrail’i silahlandırıp finanse eden de onlardır. Trump’ın kışkırtmalarına karşı “iki devletli çözüm”ü öne süren emperyalist devletler ise gerçekle yüzleşmelidirler:
Çünkü ortada sadece iki seçenek vardır: Ya Filistin halkının sürgünü ve soykırımı ya da tarihi Filistin topraklarının tamamında tüm yurttaşlarına eşit haklar sağlayan laik ve demokratik bir Filistin devleti.
Trump’ı bu açıklamalara iten diğer faktörler arasına Gazze açıklarında keşfedilen doğal gaz yatakları ve damadının Gazze’deki emlak projelerine dahil olması gibi sebepler de eklenebilir. Trump, Ukrayna’ya askeri yardımını “nadir bulunan kıymetli madenler”in sömürülmesine bağladığında olduğu gibi, Filistin konusunda da aynı mantıkla hareket ediyor. Aynı şekilde, Çin’e karşı savaş hazırlıklarının temel sebebi de Wall Street’in Çin ekonomisini çökertme ve Çin halkına ait olan kaynakları yağmalama hedefidir.
Trump, her durumda, ABD kapitalist sınıfının önünde hiçbir engel olmaksızın neyi, ne zaman ve ne kadar yapacağına kendisinin karar vermesi gerektiğine tercüman oluyor. Dolayısıyla ABD kapitalist sınıfının dünyanın geri kalanını ezerek insanlığı barbarlığa sürükleme ihtiyacına da zemin hazırlıyor. “Önce Amerika” (America First) sloganının gerçek anlamı budur. Onun faşizan vahşeti, çürüyen kapitalist sistemin çıkmazının bir yansımasıdır. Bu sistemin tek alternatifi ise sosyalizm için mücadeledir.
IV. Enternasyonal’in Yeniden Teşkili İçin Örgütleme Komitesi (OCRFI) şu hususları vurgular:
• Filistin halkının ve hiçbir halkın geleceğini Trump yönetimi belirleyemez. ABD yönetimi, dünya işçilerinin ve halklarının düşmanıdır.
• Bu konuda karar verme yetkisi, Filistin halkına yönelik suçlara ortak olan BM veya diğer uluslararası kurumlarda da değildir.
• İşçilerin dünya çapındaki devrimci seferberliği, Filistin halkı da dahil olmak üzere tüm halklara bir gelecek sunacaktır.
• 1948, 1967 veya 2025’te sürgün edilen tüm Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı tartışılmaz ve devredilemezdir.
Bu konular, 21-22 Mart tarihlerinde Paris’te düzenlenecek olan emperyalist savaşa karşı acil uluslararası toplantıda OCRFI militanları tarafından ele alınacaktır. Bu toplantı, işçi hareketinin farklı eğilimlerinden militanları, grupları ve akımları bir araya getirecektir.
6 Şubat 2025